Eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2015 Pazar

Seçilmiş Kişi - Lois Lowry

Seçilmiş Kişi Lois Lowry'nin ele aldığı bir eser olmakla değil, sinemalarda gösterimde olan taklit bir film olmakla karşıma çıkmıştı ilk başta. Filmi izlerken Açlık Oyunları, Uyumsuz vb. distopya eserlerinden birinden kopyalanmış olabileceğini düşünmüştüm. Ancak filmden sonra -film çok hızlı geldiği için- kitabını elime aldığımda ilk gördüğüm şey yazım tarihi oldu.

1993.

Evet, gerçekten benim için büyük bir utanç oldu. Tam bir ön yargı yapmışım. Esasında Lois Lowry kitabı ilk olarak 1993 yılında yayınlamış. Yani belki de, Açlık Oyunları buradan esinleniliş bir eserdir.

Konu Hakkında

Orijinal Kitap Kapağı
Kitap 167 sayfa olarak pek de uzun sayılmaz. Hatta karakter boyutu bakımıyla pek de büyük sayılmaz. Bu yüzden toplamda çok fazla kelimeden oluştuğunu sanmıyorum ancak anlattıkları ölçüsüyle zamanında Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklanacak kadar etkili bir kelime dizinine sahip. 

Konu olarak yıllarda gelecekte geçiyor. Kesin bir tarih verilmemiş, ki bence böylesi daha güzel olmuş. Yıllar süren savaşlar neticesinde insanlık Aynılığı seçmiş. Duygulardan arınmış insanlar olarak Toplulukları kurmuşlar. Dünyanın geri kalanından soyutlanmış insan toplulukları kendilerine eskilerin belirlediği kurallara göre yaşıyorlar. Her şey bu kurallar sayesinde saygıyla ve güvenle ilerliyor. 

Konu olarak bu düzendeki bir çocuk ele alınıyor. 12 yaş bu toplulukta meslek edindikleri yaş olarak belirlenmiş. Aslında sabah okul, öğleden sonra iş olarak işliyor ancak filmde tamamen iş var. Bir çocuğa Anı Toplayıcısı görevi verilir. Aslında görev vermek değil, Seçilmek olarak nitelendiriliyor kitapta. Bence bu yüzden Türkçe'ye çevirirken Seçilmiş Kişi olarak çevirmiş olabilirler. 

Kitabın orijinal ismi -The Giver- Türkçe'ye filmde ve kitapta Aktarıcı olarak geçiyor, ki bence bu da gayet güzel bir isim olurmuş.

Üslup

Lois Lowry gerçekten gayet sade bir ağız ile yazmış. Oldukça dinlendirici bir anlatımı var. Kelimeler ardı ardına gelirken sizlere pek fazla zorluk çıkartmıyor. Tabi ki çeviride Esra Davutoğlu da oldukça güzel iş çıkartmış. 

Lois Lowry
Kitap John Newbery Ödülü almış. Yani Amerikan çocuk edebiyatına yapılan en değerli katkı için verilen bir ödül. Ama en başta da dediğim gibi zamanında kitap yasaklı bir kitapmış. Çünkü aslında var olan ve doğru olan şeylerin ne kadar da kötü olduğunu okuyucuya anlatan bir eser.

İnsanlığın önce güzel yanları anlatılıyor. Ardından insanın doğaya verdiği zarar. Ama en önemlisi insanın insana verdiği zarar anlatılıyor. Bu da oldukça etkileyici olabilir tabi ki. 

Sonuç Olarak

Kitap bence güzel. Kitabın içinde gelen broşüre göre bu bir seri ve bir dörtleme. Ancak anlamadığım nokta şu, sonraki kitapların arka yazısında ilk kitaptaki karakterden eser yok. Okuyunca sizlerle paylaşacağım. 

Kitabın orijinal kapağı, sinema kapağından çok daha güzel bence, onu çıkartıp okuyun. Kitap ve film arasında oldukça farklılık var çünkü 1993 teknolojisi ve 2014 teknolojisi aynı vizyona sahip değil. Ama bunun için Lois Lowry'ye bir şey demek ona haksızlık olur, geleceğin teknolojilerini tahmin etmek hiç de kolay bir şey değildir.

Diğer Kitabı
Kitap okunası bir kitap bence. Okuyup, birer yetişkinseniz ders çıkartabilir ve dünyaya bakış açınızı değiştirebilirsiniz; bir çocuksanız ise -yani yetişkin değilseniz demek istedim- dünyaya yeni yeni bakarken gerçekten de güzel bir bakış açısı edinmiş olursunuz. Benim şahsi kararıma göre kitap küçüklerin de okuyabileceği dille yazılmış ancak ortaya çıkan ders okuyana göre tabi ki değişir. 

Sonuç olarak, kitabı sevdim. Güzel bir distopya olmuş, teşekkürler Lois Lowry. 




Puanım: 7/10

17 Şubat 2015 Salı

Cehennem - Dan Brown

Merhaba arkadaşlar,

Geçenlerde madem ben yazı üzerine bir blog yazıyorum, neden okuduğum kitaplar hakkında da oraya yazı yazmayayım diye düşündüm. Sonuçta ben de bir kitabı okuyacağım zaman internette tam da aradığım tarz da şeyleri bulmakta güçlük çekiyordum. Bunun üzerine Kitap İncelemeleri kategorisinin ilk yazısını yazmaya karar verdim.

Ön Kapak

Bu yüzden en son bitirdiğim kitabı, daha doğrusu kararımı verdikten sonraCehennem.
bitirdiğim kitabımı konu edindim;

Yazarı Dan Brown olan kitabın özgün adı Inferno; yani özünde Cehennem kelimesinin tam olarak karşılığı. Çeviride farklılaşmaya gerek görmemişler. Kitap ilk olarak 14 Mayıs 2013 tarihinde okuyucuyla buluşmuş. Fakat ben 2015'in başlarında okudum ve buna rağmen elimdeki birinci baskısıydı. Demekki yayınevi oldukça özgüvenli bir şekilde yazarına güvenip Türkiye'deki piyasada tutulacağını düşünmüş.

Konu ve Tanıtım Hakkında

İncelememi birkaç başlık altında tamamlamayı planlıyorum ve bunlardan ilki kitabın konusu ve kitabın insanlara tanıtımı hakkında olacak.

İlk olarak söylemeliyim ki Dan Brown'u okuyanlar bilir, gizeme bayılan ve tarihin gizemi üzerine yazmayı seven bir yazardır. Ki yine kahramanımız, son 3 kitapta olduğu gibi Robert Langdon. Konu kitaba adını veren Dante'nin İlahi Komedya'sının bir kısmında geçen Cehennem tasvirleri ve bu şiir baz alınarak çizilmiş Botticelli'nin ünlü La Mappa del'Inferno tablosu üzerinden gider. Yani gizemler bunlarla başlar.

La Mappa del'Inferno
Kısa süreli hafızası kaybolan kahramanımız uyandığında yanında bulunan Sienna adındaki sarışın kadınla beraber kendilerini bir kaçma-kovalamaca içerisinde bulurlar. Üzerinden ne olduğunu bilmediği bir kapsül çıkan Langdon, önce şifreleri bulur, ardından da cevaplarını. Bu sıralama son ana kadar devam eder. Tabi hemen şöyle bir hayal kırıklığımı söylemeliyim ki, Dan Brown tarzı demek son satırda dahi okuyucuya önceki yüzlerce sayfada düşündüğü şeyin yanlış olduğunu fark ettirmek demektir bence; fakat olayı karakterlerden önce çözdüm ve yanılmadım da. Keşke yanılsaydım, daha mutlu olurdum.

Dante Maskesi

Ek olarak kitabın son yüz küsür sayfasının İstanbul üzerinden gitmesi, arka kapakta bulunan Ayasofya resmi ve ilk sayfalardan itibaren izlenip duran videonun neresi olduğunu anlamak, İstanbul'da doğup büyüyen birisi olarak beni hiç zorlamadı, farklı illerde yaşıyorsanız sizi belki bir tık düşündürür. Ama azıcık dahi tarih dersine kulak kabartan birisi son yüz sayfanın nerede geçeceğini, esasında şifrenin nerede çözüleceğini tahmin edebilir. 

İşte bu bence kötü olmuş. Keşke İstanbul'u yazdı, İstanbul'u yazdı diye böylesine ağzımıza dolamasaydık. Yani bence Venedik'te bizdeki kadar ağızda dolaşmamıştır bence.

Üslup

Bir kitaptaki en önemli etkenlerden birisi bence ve çoğu insanın karar verdiği üzre üsluptur. Üslup tamamiyle apayrı bir dünyadır. Sırf üslubunu beğenmediğim diye bıraktığım kitaplar mevcuttur; konusunu çok sevmiş olsam da. 

Dan Brown bana göre bunu çok güzel kullanıyor. Özellikle köşe başındaki adamın olayla alakası olmadığı halde, kahramanlarımızı acaba O nasıl görüyordur diye, onun gözünden anlatması bence her zaman çok ön plana çıkartıcı bir özellik olmuştur.

Tabi ki bu kitabında da Dan Brown'dan bir ton tarihi ve simgebilimsel bilgi ediniyoruz. Gerek Floransa, Venedik, İstanbul; gerekse dünyadaki kurum ve kuruluşların iç yüzü olsun.  Bunları ele alış biçimi, kullandığı dil sadeliğiyle ön plana çıkıyor. Tabi ki bu noktada çevirisini yapan Petek Demir ve İpek Demir'e teşekkürlerimizi iletmek lazım.

Ters Medusa

İçerik ve Bilimsel Gerçek

Her Dan Brown'da olduğu gibi bu kitabın da başında bir The Fact, yani Gerçek diyebileceğimiz bir başlık mevcut. Burada kitapta konu edilen Konsorsiyum adlı kuruluşun gerçekliğinden ve etki alanlarından kısaca bahsediliyor. Bu bilgiye ulaşmak kendisine nasıl bir bedele mal oldu merak ettim ben açıkçası.

İçerik olarak da tabi ki yine Dan Brown tarzını seziyoruz. Mesela en basitinden bir kaçış şaşırtmacası olarak arabayla gideceğini belli edip gemiyle gitmek gibi. Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da yapmış. 

Veba Maskeli Adam

Bakış 

Genel bir bakış olarak sıralarsak, diyebilirim ki güzel bir eser olmuş, ellerine sağlık yazarımızın. Ancak bence önceki eserlerine bakıldığında kalite yükselmemiş, daha iyi değil. Çok düşük de değil ancak en fazla eşit olabilirler. Bence bir sonraki kitaba daha çok çalışmalı; böylesine bilindik bir yazar olarak.

Yazımın içerisindeki resimler de, kitap içinde geçen bazı eserlerin, mekanların resimleri. Okumadıysanız sizlere yabancı gelebilir ancak okuduysanız ve daha önce bakmadıysanız "Aaa, bu muymuş, hmm, tamam," gibi ifadeler kullanabilirsiniz. Ben okurken eksikliğini hissetmiştim, siz de hissetmeyin diye ekliyorum. Keyifli okumalar.






Puanım: 7,5/10


Yağmalanan Atlar
Floransa
Rodin'in Cehennem Kapılarındaki 3 Heykeli

4 Şubat 2015 Çarşamba

Yazıda Planlama 2

Bir önceki yazımda sizlere yazıda planlamayı anlatmaya çalıştım. Neden önemli olduğunu ve kaba haliyle hangi aşamalardan oluştuğunu açıkladım. Sizlere aşağıdaki 9 ana başlığı sundum. Bu başlıklardan ilk ikisini önceki yazımda açıklamıştım. Şimdi ise madde madde bu basamaları çıkmaya devam edeceğiz.
  1. Tema
  2. Olay Örgüsü
  3. Karakter Geliştirme
  4. Diyalog
  5. Zaman Yönetimi
  6. Aşamalar
  7. Romanın Bitirilmesi
  8. Hataları Gözden Geçirme
  9. Tekrar Gözden Geçirmek

3. Karakter Geliştirme

Önceki yazımda da belirttiğim gibi hangi tür bir yazar olduğunuza göre değişmekle beraber bu basamak sizin temel taşınız olabilir. Temel taşınız olması demek, bu dokuz basamaktan en çok bu basamağı çıkarken zorlanacaksınız demektir. Ancak korkmayın, çünkü temel taşınız ise şayet, benim aksime siz karakterlerle uğraşmayı zaten seviyorsunuz demektir.

      Karakter Nedir?

Kurgumuzda oluşturduğumuz olayları yaşayan varlıklara karakter diyebiliriz. Varlıklar olarak nitelendirdim çünkü farzı misal kudretli ve şanlı bir savaşçının atını da oluşturmamız gerekebilir. Ya da daha çocuk edebiyatı anlamında düşünmemiz gerekirse bir Buz Devri niteliğinde kurgu oluşturuyor olabiliriz. Bu yüzden bunu asla ve asla unutmuyoruz; her şey karakterimiz olabilir. Tek sınır hayal gücümüz.

      Neye Göre Karakter?

Şimdi aslında bu soru da büyük bir öneme sahip; neye göre karakter? Tamam, kurgum için bir karakter oluşturacağım. Ancak olay örgüm için mi bir karakter oluşturuyorum, yoksa karakterim için mi bir olay örgüsü oluşturacağım.

Sizce Tolkien önce Frodo'yu mu oluşturdu, yoksa yüzük yolculuğunu mu? Ya da Dan Brown önce Robert Longdon'ı mı oluşturdu yoksa her kitabında taşıtlarla ilgili bir şaşırtma yapacağını mı? 

Belki biliriz, belki bilemeyiz. Ancak onlar kendilerini biliyorlardı. Bu yüzden böylesine güzel eserler ortaya çıkarttılar. O yüzden siz de bilmelisiniz ve gerekliyse karakterinizi özenle oluşturmalısınız. En temel olarak  bilinen şeyleri yapacaksınız;

- Adı, soyadı, lakabı, ünvanı
- Mesleği
- Ailesi, çocukları, karısı, annesi, babası
- Maddi durumu
- Çocukluk hayatı
- Korkuları
- Hobileri
- Başarıları vs. vs.

Ancak bunların üzerine işlemeniz gereken özellikler mevcuttur. Bu da ilk soruya, olay için mi karakter karakter için mi olaya geliyor. Şayet bir olayımız varsa ve bunun için karakter oluşturuyorsak işimiz kolay. Çünkü zor kısmı olayı oluştururken halletmişiz. Ancak öteki durum ise, olay birazcık karışık.

Olay için oluşturduğumuz karakterlerde bazı zamanlar ayrıntılı yazmaya bile gerek kalmaz. İlla ki ana karakterimizi iyice tanımak isteriz ancak zaten olayımız bize karakterimizi tanıtmıştır. 

Bir hırsızlık olacak. Büyük bir kumarhane. Oldukça iyi korunuyor. Belalı bir sahibi var. Ancak sahibi zamanında hırsızın annesine tecavüz etmiş ve öldürmüş. Yani hem bir hınç hem bir hırs. O zaman hırsız erkek. Annesiz büyüdü. Hırslı birisi ve paraya düşkün. Ancak iyi korunan bir yeri soyabilmek için de fazlasıyla ince hesapçı. Belki biraz psikopat. Küçükken annesine laf edenlerle kavga etmiş olabilir; bir yara izi.

...

Bakın ne kadar da kolayca karakteri oluşturuyoruz. Sorsanız, saçı ne renk, başı nasıl, kaşı nerde bilmem. Neden? Çünkü olayıma göre oluşturdum ve sadece ihtiyacım olacak kadar özelliğini belirledim. Sizler de böyle yapabilirsiniz arkadaşlar. Olayınıza göre gerektiği kadar kurgulayabilirsiniz. Fazlasına ne sizin ihtiyacınız var ne de okuyucunun.

Ancak olayı tersten yapıyorsak en ince ayrıntıları dahi kullanmalıyız. Her türlü açıdan görünüşüne bir altmetin oluşturmalıyız.

Yaklaşık 1.65 boyunda olmasına rağmen beraber büyüdüğü erkekler arasında oldukça kaslı olmasıyla fark oluştururdu. Gözleri her zaman gecede kaybolan gölgeler gibiydi; simsiyah. Kumral uzun saçlarını kalın tırnaklı eliyle dalgalandırdı; bu sabah da hızlıca bir duş almıştı. Derin bir nefes aldı ve tekleyen sol bacağına son bir kuvvet diyerek merdivenlerin son basamaklarını çıkmaya başladı. 

...

Bir öncekine rağmen bu seferki anlatımda karakterimizi daha net tanıdınız. Aslında fiziksel olarak daha net. Kısmen nasıl göründüğünü biliyoruz. Boyunu, gözlerini, eksikliklerini vs. biliyoruz. Bu bize gözümüzde daha canlı bir şekilde karakteri hayal edebilme yetkinliği veriyor.

Özet olarak arkadaşlar, önemli olan önce neyi oluşturacağınız. Sonrası zaten ona göre gelmektedir. Bu işlemleri yaparken de karakterinizi iyi tanıyın. Oturup sanki onunla muhabbet ediyormuş gibi davranın. Belki havadan sudan konuşun belki de oturup papaz kimde oynayın onunla. Arkadaş, dost, sevgili, kavgalı, düşman olun onunla. Yeter ki onu böylesine bir konuma getirebilecek kadar gözünüzde canlandırabilin.

4. Diyalog

Diyaloglar olay akışının nasıl bir yol izlediğini okuyuca aktarabilmek için gerekli kısımlardır. Sizin kafanızdaki onlarca düşünce, karakterleriniz aracılığıyla okuyuca ulaşır. 

Diyalogları iç diyaloglar ve dış diyaloglar olarak iki ana başlıkta inceleyebiliriz. 

İç Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım karakterlerin iç dünyasını ya da düşüncelerini aktarmaya yarar. Burada psikolojik analizler ya da gizli fikirler için bir ortam oluşturulabilir. Bu sayede okuyucu diğer karakterlerin bilmediği şeyleri bilebilir. 

Daha çok ilahi bakış açısı ile yazan yazarlar iç diyalogları kullanır. Çünkü bu yazım tekniğinde önemli olan, esas olan karakterin düşünceleridir. Yukarıdan ilahi bir bakış olduğu için yazar herkesin düşüncelerine hakimdir. 

Dış Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım da klasik iki tırnak ("...") içerisinde bulunan ya da konuşma çizgisiyle (-...) başlayan konuşmalardır. K

arakterler sesli olarak kendi kendilerine konuşabilir ya da diğer karakterlerle iletişim halinde olabilirler. 

Bu konuşmalar kurguda heyecanı canlı tutmak için oldukça kullanışlı olabilirler. Entrika, yalan, aşk, kandırmalar... her şeyi yapabiliriz ki bunların hepsi bizim okuyucuyu kendimize bağlamak için gerekli. Ya da öteki açıdan sizin aklınızdakilerin kağıda dökülebilmesinin en somut ve net şeklidir.


Sonraki adımlara ilerleyen yazılarımda yer vereceğim. Umarım sizlere yardımcı olabiliriz. 





27 Aralık 2014 Cumartesi

Doğal Seleksiyon - Bir Resim Bir Hikaye

Doğal Seleksiyon

Ayağındaki ayakkabının zeminde oluşturduğu her tınının farkında olarak yürüdü yolda, belki de bunu bilerek adımlarını daha da sert attı, yüzündeki ifadeden bir an bile şaşmadı, durmadı, gözbebeklerini hareket ettirmedi; sadece yürüdü. Siyah takım elbise giyiyordu. Her hava koşulunu göre sıcak ya da serin tutan türden bir şeydi. Otoritesi arkasında yürüyen üç adamdan rahatlıkla anlaşılabiliyordu. Saçlarını sola doğru özenle taramış, hiçbir şey sürmemişti. Gözleri gece kadar karanlıktı ancak gecenin ortasındaki ay kadar da parlaktı. Beyaz gömleğinin üzerindeki koyu lacivert kravatını düzeltirken hafifçe durdu.
Az kaldı.
Düşünceler kafasından yavaşça geçti gitti. Onları komik ya da eğlenceli bulduğu için dudağının sol tarafını hafifçe kaldırarak sırıttı. Planlarını gözden geçiriyordu kafasından. Her şey tamamdı, ayarlamalar yapılmıştı. Artık son noktadaydı.
Yakında bitecek ve yeniden başlayacak.
“Efendim,” dedi sağdaki koridordan çıkan adam. Saygıyla eğilip selam verdikten sonra devam etti. “emrettiğiniz üzere onu getirdik, odanızda sizi bekliyor.”
Hiçbir şey demedi. Sadece zeminde tınıları oluşturmaya devam ederek odasına doğru yöneldi. Bu binadan helikopteriyle çekip gitmeden önce yapması gereken son bir iş daha vardı.


Odaya girdi. Açık kahverengi ahşaplarla donatılmış, geri kalan noktaları cam objelerle süslenmiş muhteşem bir odaydı. Masasını dört yıl önce özel olarak yaptırtmıştı. Elle yapılan masa şimdilerde yapımı on-on beş dakika sürenlerin aksine tam dört ay sürmüştü. Her parçası özenle seçilmiş, dünyanın çeşitli yerlerindeki ağaçlardan, kullanılacağı noktadaki amaca hizmet etmek için yontulmuş ve ona has bir cilalama yapılmıştı. Bu ve bunun gibi onlarca ahşap ile camdan oluşan koleksiyon…
Yazık olacak.
Düşüncelerine hakim olamayarak gözlerini odasında gezdirdi. Başlayacak yeni düzende buraya bir şey olmamasını umuyordu ancak tehlikenin de farkındaydı. Ancak fark etmezdi; yeni düzende bunun gibi onlarca masa yaptırtabilirdi.
“Sen daha gitmedin mi,” dedi odanın ortasında elleri arkadan bağlı şekilde oturan adam. Siyah takım elbiseli adamdan daha genç duruyordu. Ama onun saçları dökülmüştü. Gözleri özenle hazırlanmış bir zeytin çekirdeği gibi orijinal bir kahverengiydi; kahverengi ve mat.
“Gideceğim ama ben yokken birisinin buraya bakması lazımdı,” dedi siyah takım elbiseli adam. Çok konuşmazdı.
“Beni burada bırakamazsın, ben senin gibi bir korkak değilim, bırak beni!” diye gürledi bağlı adam. Odanın camından güneşin son pırıltıları yansıyordu. Bulutlar sanki yeryüzüne inmişlerdi. Kalabalık şehrin görüntüsü göz yoruyordu ancak sesinden bir fısıltı dahi içeri geçemiyordu.
“Üzgünüm, seni dışarı bırakamam.”
             “Sen bir katilsin.”
             “Doğal seleksiyon nedir, bilir misin?” dedi siyah takım elbiseli adam. Cevabını beklemeden de anlatmaya devam etti. “Doğa belirli zaman aralıklarında yaşayanlardan arasından zayıfları eler. Böylece ortamda sadece güçlü olanlar kalır. Aslında bu şefkattir,  çünkü doğa elemezse, güçlüler zayıfları illa ki ezer.”
              Cama doğru yürüdü ve ceketinin cebinden bir sigara çıkartıp yavaşça yaktı. Her alışkanlığına dur deyip kendisine yön verebilmişti ancak bu camın önüne geldiğinde, bu manzaraya karşı sigarasına sarılmasına bir türlü engel olamıyordu. 
                “Ben de burada bir doğal seleksiyon yaratıyorum. Çünkü bu şehir artık miladını doldurdu. Süresi bitti, ömrü tükendi. Herkes değil, sadece zayıflar yok olacak. Güçlüler de daha güçlü olacak. Aslında bu şehri yüceltiyorum, dünyaya hükmetme gücü veriyorum, anlamıyor musun?”
“Dünyaya hükmetmekmiş. Madem doğal bir seleksiyon, sen neden kaçıyorsun, yeterince güçlü olduğunu inanıyorsan, burada kal ve doğanın seni seçip seçmeyeceğini gör. Ama göremezsin, çünkü bu lanet olası bir doğal seleksiyon değil, bu cinayet!” sandalyede oturan adam kıpırdanmaya başladı. Arkasına dönüp camın önünde sigara içen siyah takım elbiseli adama bakmak istiyordu.
“Doğa, bu elemeleri yapmam için beni seçmişken, durup da burada güçlülüğümü test edecek değilim. Hem zayıf olsaydım zaten ben seçilemezdim. Başka şehirlerde de elemeler yapmak için ayarlamalar yapmam lazım.”
“Bu lanet şeyi dünyanın başka yerlerine de mi yapacaksın!”
“Tabi ki,” dedi sakince. Arından sigarasını yere atıp ayakkabısıyla ezerken adama döndü. Gözleri kesişene kadar yavaşça yürüdü. Bu odanın zemini koridor gibi değildi, öyle sesler çıkmıyordu. “küçük kardeşim,” dedi.
“Ben senin kardeşim değilim,” diye çıkıştı elleri bağlı adam.
“Bende senin gibi birisinin kardeşim olmasından rahatsızlık duyuyorum ancak doğa böyle istemiş, kardeşim. Sen ve ben beraber çalışabilseydik bütün dünyaya hükmedebilirdik, fakat sen bana karşı durmayı seçtin, ben de tek başıma bütün dünyaya hükmederim.” Dudağının solu yine hafifçe yukarı kalktı.
Adamlarından birisiyle göz teması kurdu ve kardeşini işaret etti. Adam da hemen bir bantla elleri bağlı adamın ağzını bağladı. Fazla zaman harcayamazdı; güneş neredeyse batmıştı. Başlayacaktı.
Sonunda.
Düşünceleri onu keyiflendirmeye devam ediyordu. Arkasını döndü ve ahşap zeminde ilerleyerek kapıya yaklaştı. Adamları onun için kapıyı aralarken o kardeşine son birkaç cümle söylemek için arkasını döndü.
“İki saat içinde başlayacak küçük kardeşim. Sıfır noktasındasın, burada kimse sana zarar veremez. Ancak ellerin bağlı, bu da senin seleksiyonun olacak. Ölmeden önce kurtul. Birazcık aklın varsa bu binada ölmeden yaşayabileceğin kadar imkanları kullanırsın. On yıl sonra geri geldiğimde beni öldürmeye çalışmaya devam edebilirsin.”
Kapıya yöneldi ancak tam çıkacakken son bir şey daha söylemek için döndü; “Sıfır noktasından çıkacak olursan yirmi beş kilometre yarı çapta fazla dolaşmanı tavsiye etmem.”
Gitti. Elleri bağlı adam odada tek başına kaldı. Dakikalar sonra havalanan bir helikopterin sesini duydu. Güneş tamamen gitmiş, hava kararmıştı. O hala sandalyede elleri bağlı bir şekilde oturuyordu. Abisinin yaptığı şeyi düşündü, yirmi beş kilometre çarı çap; bu, bu şehir için milyonlar demekti. Fakat buradan kurtulsa bile yapabileceği çok şey kalmamıştı. Artık her şey ırmakların arasındaki kalabalık şehirde yaşayan o insanların elindeydi; doğal seleksiyon başlamıştı.  


29 Kasım 2014 Cumartesi

Siz Ne Tür Bir Yazarsınız?

Eserde Öznitelikler
Harfleri yan yana getirerek kelimeleri, kelimeleri yan yana getirerek cümleleri ve cümleleri yan yana getirerek de eserleri oluştururuz. Her bir eser, bizlerin bu dünyaya bıraktığı bir izdir. Kimi izler büyük etki oluşturur, kimisi de hemen söner ve gider ancak ortak olarak hepsi kalır.
Her eserin sahip olduğu bazı öznitelikleri vardır. Bu nitelikler sayesinde belirli kategorize işlemlerine tabi olup, birbirlerinden ayrılırlar. Niteliklerin eserlere kazandırılması da, yazarları tarafından yapılır. Yani yazarın istediği öznitelikler, esere yansır ve eser o niteliklere sahip olur. Artık kategorize etme işleminde o nitelikler kullanılabilir.
Yani eseri yazar istediği gibi şekillendirebilir. Örneğin kahraman anlatıcı bakış açısını seviyor olabilir ve kelimelerini buna göre seçer.
“Güneşin sırtımı ısıttığını hissederek bir kez daha baktım beş metre aşağıdaki seyircilere. Onlar benim aşağıya atlamamı görmek için birkaç dolar para vermişlerdi ancak benim bunu yapabilmek için neler yaptığımdan habersizlerdi.”
Bu ufak yazı kısa bir anı yaşayan kişinin bakış açısından neler olduğunu anlatan kelimeler. İtalik olarak yazılan kısımlar ise eserin kahraman anlatıcı olmasındaki belirtici kelimeler. Bunun gibi birkaç ele alış biçimiyle ayı olay aktarılabilir.
“Güneşin sırtını ısıttığını hissederek beş metre aşağıdaki seyircilere bir kez daha baktı.”
Aynı olay, farklı bir bakış açısından anlatıldı. Bu tamamen yazara ve yazarın yazmayı sevdiği yönteme bağlı bir olaydır. Ancak bu yazımda bahsedeceğim asıl konu şu ki, eserin sahip olduğu ancak yazarın çok istemediği takdirde değiştirmesinin zor olduğu bazı öznitelikler de vardır; olay, durum ya da ben merkezli gibi.
Eserde Türleşme
Her yazar, gerek yaşadığı psikolojik geçmişiyle gerek genetikten gelen kişilik özellikleriyle bazı ayırt edici özelliklere sahiptir. Dan Brown’un bir kitaba başlangıcıyla Stephen King’in başlangıçları birbirinden farklıdır ve bu iki yazara hakim okuyucular rahatlıkla bunu ayırt edebilir. Hangi eserleri olursa olsun, her yazarın bütün eserlerinde ortak olarak barındırdıkları bazı özellikler vardır.
Kimisi eserlerindeki kahramanları aşırı derecede anlatır. Onların iç dünyalarına girer, psikolojik çözümlemelerde bulunur. Oluşturdukları karakterlerin düşünce dünyalarında bizleri dolaştırırlar. Bu tip yazarlar, ben merkezli yazmayı seven ve bu yönde eğilim gösteren yazarlardır. Ancak bazısı da kişileri eserindeki bir piyon olarak kullanır ve olayları anlatmaya kendisini adar. Ne oldu, nerede oldu, nasıl oldu… Önemli olarak olaydır. Bir diğer yazar da böylesine genişlemesine almaz olayı. Ne kişinin derinliklerine iner ne de olayı baştan sona anlatır. Onu etkileyen bir an vardır, sadece harf paletinden seçtiği renklerle o durumu anlatan kelimeleri çizer.
Bunlara eserlerin türleri diyebiliriz. Bu türler, bir yazarın nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyar. Kendisinin nasıl bir yazar olduğunu bilmek, kalemi eline alacak kişi için çok ama çok önemlidir. Bu yazı da istikrarı, başarıyı, gelişimi ve beğeniyi etkiler.
Ne Tür Bir Yazarsınız?
Yazı yazmaya karar verdiyseniz ve bunu amatörce bir şekilde başlayıp, olabildiğince ileriye ulaştırmak niyetindeyseniz, öncelikli olarak yapmanız gereken ne tür bir yazar olduğunuzu –ya da en azından ne tür bir yazar olmadığınızı- bulmaktır.
Kendimden örnek vermek gerekirse genel olarak ben merkezli yazabilen bir yazar olamadım hiç. Elbette bazı denemelerin oldu, kişinin gözünden yazıp, onun iç dünyasında dolaşmaya çalıştım. Ancak bende her zaman olan ve sürekli olarak tekrarlayan nitelik bu değildi. Ben, olayları yazmayı seviyordum ve artık tamamen böyle yapıyorum. Arada sırada diğerlerini de elbet deniyorum çünkü kendimi taze tutmam lazım ancak benim eserlerim, olay üzerinden gittiği vakit güzel oluyor. Bu durumda ben oluşturmaya çalıştığım eserleri bu yönde oluşturmalıyım.
Şimdi sizler de ne tür bir yazar olduğunuzu bulmaya çalışın ve o yönde yazmayı deneyin. Olmadığınız birisiymiş gibi davranmak size yazarlık adına bir şey katmaz; belki tiyatro yeteneğinize katkısı olur. Ne tür olduğunu bulun ve kabul edin, emin olun o zaman eserleriniz güzelleşmeye ve gelişmeye başlayacak.
Kendinizi Tanımak Neden Önemli?
Bu yazının son ara başlığı olarak kendinizi tanımanızın neden böylesine önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım sizlere.
Yazma hevesini ilk içimde hissettiğim zamanlarda lisede okuyan, standart bir öğrenciydim. Daha öncesinde belki de şuan okuduğumda kendimin yazdığını kabul etmeyeceğim şekilde bazı yazı deneyimlerim olmuştu. Sonrasında bir film izledim ve bu film kafamda çok değişik bir kurgu başlattı. Bunu hemen yazmaya başladım. Yazıyordum ve bir forum sitesinde paylaşıyordum. (O zamanlar forum sitelerinde paylaşmak modaydı.) Diğer insanların yazdıklarını okuyor, yorum yazıyor, sonra kendim aklıma geldikçe yeniden yazıyordum.
Bir gün, tıkandım. Parmaklarım klavyede hareket edemez oldu. Başlangıç olayım vardı, evet. Bir son olayım da vardı, evet. Ancak aralarını dolduracak olaylarım yoktu. Şuan hala o eserim durur. Tam olarak 30.592 kelime yazmışım. İlk yazdığım bölüm ile son yazdığım bölüm arasındaki ilerleyiş gözle rahatlıkla görülebilir cinsten. Ancak sonrası, yok.
Bunun üzerine durdum ve düşündüm. Ben kendi yazma yöntemimi anlayamadığım için beceremedim. Başka bir kurguyu ele alırken bu sefer öncelikle bir defter aldım ve aklıma gelen her şeyi yazdım. Sonra onları elekten geçirdim ve kalburüstü olanları yeni bir deftere geçirdim. Böylece tıkanmamı engellemiş oldum.

Ama bu sefer de bu süreci uzun tuttuğum için o kurguya yönelik hevesimi yitirdim. Yazarken rahatlamak için yazmıyordum artık ve şuan ona da ara verdim.
Yani yazabilmek için nasıl yazdığımızı anlamak önemli. Ne tür yazar olduğunuz, nasıl yazacağınızın temel anahtarıdır. Bunu sonraki yazılarımda anlatacağım, bu günlük bu kadar, okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım kelimelerle oynamayı seven siz değerli insanlara bir şeyler katabilmişimdir.