Yazmak Üzerine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazmak Üzerine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2015 Çarşamba

Yazıda Planlama 2

Bir önceki yazımda sizlere yazıda planlamayı anlatmaya çalıştım. Neden önemli olduğunu ve kaba haliyle hangi aşamalardan oluştuğunu açıkladım. Sizlere aşağıdaki 9 ana başlığı sundum. Bu başlıklardan ilk ikisini önceki yazımda açıklamıştım. Şimdi ise madde madde bu basamaları çıkmaya devam edeceğiz.
  1. Tema
  2. Olay Örgüsü
  3. Karakter Geliştirme
  4. Diyalog
  5. Zaman Yönetimi
  6. Aşamalar
  7. Romanın Bitirilmesi
  8. Hataları Gözden Geçirme
  9. Tekrar Gözden Geçirmek

3. Karakter Geliştirme

Önceki yazımda da belirttiğim gibi hangi tür bir yazar olduğunuza göre değişmekle beraber bu basamak sizin temel taşınız olabilir. Temel taşınız olması demek, bu dokuz basamaktan en çok bu basamağı çıkarken zorlanacaksınız demektir. Ancak korkmayın, çünkü temel taşınız ise şayet, benim aksime siz karakterlerle uğraşmayı zaten seviyorsunuz demektir.

      Karakter Nedir?

Kurgumuzda oluşturduğumuz olayları yaşayan varlıklara karakter diyebiliriz. Varlıklar olarak nitelendirdim çünkü farzı misal kudretli ve şanlı bir savaşçının atını da oluşturmamız gerekebilir. Ya da daha çocuk edebiyatı anlamında düşünmemiz gerekirse bir Buz Devri niteliğinde kurgu oluşturuyor olabiliriz. Bu yüzden bunu asla ve asla unutmuyoruz; her şey karakterimiz olabilir. Tek sınır hayal gücümüz.

      Neye Göre Karakter?

Şimdi aslında bu soru da büyük bir öneme sahip; neye göre karakter? Tamam, kurgum için bir karakter oluşturacağım. Ancak olay örgüm için mi bir karakter oluşturuyorum, yoksa karakterim için mi bir olay örgüsü oluşturacağım.

Sizce Tolkien önce Frodo'yu mu oluşturdu, yoksa yüzük yolculuğunu mu? Ya da Dan Brown önce Robert Longdon'ı mı oluşturdu yoksa her kitabında taşıtlarla ilgili bir şaşırtma yapacağını mı? 

Belki biliriz, belki bilemeyiz. Ancak onlar kendilerini biliyorlardı. Bu yüzden böylesine güzel eserler ortaya çıkarttılar. O yüzden siz de bilmelisiniz ve gerekliyse karakterinizi özenle oluşturmalısınız. En temel olarak  bilinen şeyleri yapacaksınız;

- Adı, soyadı, lakabı, ünvanı
- Mesleği
- Ailesi, çocukları, karısı, annesi, babası
- Maddi durumu
- Çocukluk hayatı
- Korkuları
- Hobileri
- Başarıları vs. vs.

Ancak bunların üzerine işlemeniz gereken özellikler mevcuttur. Bu da ilk soruya, olay için mi karakter karakter için mi olaya geliyor. Şayet bir olayımız varsa ve bunun için karakter oluşturuyorsak işimiz kolay. Çünkü zor kısmı olayı oluştururken halletmişiz. Ancak öteki durum ise, olay birazcık karışık.

Olay için oluşturduğumuz karakterlerde bazı zamanlar ayrıntılı yazmaya bile gerek kalmaz. İlla ki ana karakterimizi iyice tanımak isteriz ancak zaten olayımız bize karakterimizi tanıtmıştır. 

Bir hırsızlık olacak. Büyük bir kumarhane. Oldukça iyi korunuyor. Belalı bir sahibi var. Ancak sahibi zamanında hırsızın annesine tecavüz etmiş ve öldürmüş. Yani hem bir hınç hem bir hırs. O zaman hırsız erkek. Annesiz büyüdü. Hırslı birisi ve paraya düşkün. Ancak iyi korunan bir yeri soyabilmek için de fazlasıyla ince hesapçı. Belki biraz psikopat. Küçükken annesine laf edenlerle kavga etmiş olabilir; bir yara izi.

...

Bakın ne kadar da kolayca karakteri oluşturuyoruz. Sorsanız, saçı ne renk, başı nasıl, kaşı nerde bilmem. Neden? Çünkü olayıma göre oluşturdum ve sadece ihtiyacım olacak kadar özelliğini belirledim. Sizler de böyle yapabilirsiniz arkadaşlar. Olayınıza göre gerektiği kadar kurgulayabilirsiniz. Fazlasına ne sizin ihtiyacınız var ne de okuyucunun.

Ancak olayı tersten yapıyorsak en ince ayrıntıları dahi kullanmalıyız. Her türlü açıdan görünüşüne bir altmetin oluşturmalıyız.

Yaklaşık 1.65 boyunda olmasına rağmen beraber büyüdüğü erkekler arasında oldukça kaslı olmasıyla fark oluştururdu. Gözleri her zaman gecede kaybolan gölgeler gibiydi; simsiyah. Kumral uzun saçlarını kalın tırnaklı eliyle dalgalandırdı; bu sabah da hızlıca bir duş almıştı. Derin bir nefes aldı ve tekleyen sol bacağına son bir kuvvet diyerek merdivenlerin son basamaklarını çıkmaya başladı. 

...

Bir öncekine rağmen bu seferki anlatımda karakterimizi daha net tanıdınız. Aslında fiziksel olarak daha net. Kısmen nasıl göründüğünü biliyoruz. Boyunu, gözlerini, eksikliklerini vs. biliyoruz. Bu bize gözümüzde daha canlı bir şekilde karakteri hayal edebilme yetkinliği veriyor.

Özet olarak arkadaşlar, önemli olan önce neyi oluşturacağınız. Sonrası zaten ona göre gelmektedir. Bu işlemleri yaparken de karakterinizi iyi tanıyın. Oturup sanki onunla muhabbet ediyormuş gibi davranın. Belki havadan sudan konuşun belki de oturup papaz kimde oynayın onunla. Arkadaş, dost, sevgili, kavgalı, düşman olun onunla. Yeter ki onu böylesine bir konuma getirebilecek kadar gözünüzde canlandırabilin.

4. Diyalog

Diyaloglar olay akışının nasıl bir yol izlediğini okuyuca aktarabilmek için gerekli kısımlardır. Sizin kafanızdaki onlarca düşünce, karakterleriniz aracılığıyla okuyuca ulaşır. 

Diyalogları iç diyaloglar ve dış diyaloglar olarak iki ana başlıkta inceleyebiliriz. 

İç Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım karakterlerin iç dünyasını ya da düşüncelerini aktarmaya yarar. Burada psikolojik analizler ya da gizli fikirler için bir ortam oluşturulabilir. Bu sayede okuyucu diğer karakterlerin bilmediği şeyleri bilebilir. 

Daha çok ilahi bakış açısı ile yazan yazarlar iç diyalogları kullanır. Çünkü bu yazım tekniğinde önemli olan, esas olan karakterin düşünceleridir. Yukarıdan ilahi bir bakış olduğu için yazar herkesin düşüncelerine hakimdir. 

Dış Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım da klasik iki tırnak ("...") içerisinde bulunan ya da konuşma çizgisiyle (-...) başlayan konuşmalardır. K

arakterler sesli olarak kendi kendilerine konuşabilir ya da diğer karakterlerle iletişim halinde olabilirler. 

Bu konuşmalar kurguda heyecanı canlı tutmak için oldukça kullanışlı olabilirler. Entrika, yalan, aşk, kandırmalar... her şeyi yapabiliriz ki bunların hepsi bizim okuyucuyu kendimize bağlamak için gerekli. Ya da öteki açıdan sizin aklınızdakilerin kağıda dökülebilmesinin en somut ve net şeklidir.


Sonraki adımlara ilerleyen yazılarımda yer vereceğim. Umarım sizlere yardımcı olabiliriz. 





27 Ocak 2015 Salı

Yazıda Planlama 1


Yazmak her anlamda insanın kendisini bir adım öteye taşımasıdır bana göre. Beyaz bir sayfaya atılan her leke, insanın içi dünyasındaki renkli cümbüşün birer gölgesidir. Bu gölgeler adeta bulut gözlemcisi gibi gökyüzünü izleyen bizlerin, sizlerin yorum odağıdır; her bakan başka şeyler görür.
Bu sebeple bizler yazarken başkalarının ne düşüneceğini, insanların ne diyeceğini bir kenara bırakmalıyız. Sadece kendimize doğru gelen şekilde yazmalıyız. Zaten öteki türlüsü yazmak için rahatlamak kısmına girer ki ben bunu yapmaktan kaçınmak isterim. 
Bugün, sizlere elimden geldiğince orta çaplı bir yazı serüveninin planlamasını anlatmaya çalışacağım. Basamaklarımızı belirleyeceğiz. Birkaç basamağı çıkacağız ve ardından da binayı yapmaya başlayacağız. Hepsi bu yazıya sığar mı bilemiyorum ancak bu yazıdaki basamakları gerektiği gibi izlersek, bence oldukça güzel bir yazı planınız olur.

Neleri Planlayacağız?

Öncelikle her şey iyi güzel de biz neyin planını yapıyoruz? Yazı yazacağız işte, direk yazsak olmaz mı? olur, ancak bu sizin kafanızda kurabilme gücüne bağlı bir olaydır. Kendi adıma söylemek gerekirse hiç planlama yapmadan bodoslama bir yazıya giriş yapabilirim ancak en fazla otuz, bilemediniz kırk sayfadan sonra tıkanırım; hikaye bazındaysa üç-beş diyelim. Yani elbette ki bazı kimseler planlama yapmaya ihtiyaç duymayabilir. Ama bence yapalım arkadaşlar. Bakın, Tolkien Amcamız zamanında planlama yapmış, onlarca sayfa yazı dökmüş ki, bugün oğlu kalkıp da o notlarından kitap çıkartabiliyor. 
Tabi biz ardımızdan notlarımızı kitap yapsınlar diye değil, biz kitap yapalım diye planlama yapmalıyız diyorum. 
Kabataslak haliyle izleyeceğimiz temel 9 adet adım bulunmaktadır. Bunlar, aşağıdaki gibidir:
  1. Tema
  2. Olay Örgüsü
  3. Karakter Geliştirme
  4. Diyalog
  5. Zaman Yönetimi
  6. Aşamalar
  7. Romanın Bitirilmesi
  8. Hataları Gözden Geçirme
  9. Tekrar Gözden Geçirmek

Yazımızın Teması

İlk önce vermeniz gereken karar, ne tip bir eser yazacağınız olmalıdır. Bilim-kurgu, fantastik, romantik, polisiye, cinayet, dram, aile… Bunu öğeleri olabildiğince arttırabiliriz. Ardından kendimizin ne tür bir yazar olduğunu bulmamız gerekmektedir; siz ne tür bir yazarsınız? Bu iki belirlenmiş nokta bize bulunduğumuz noktadan hangi yöne doğru hareket etmemiz gerektiğini söyleyecek. Çünkü esasında en önemli nokta budur. Biz kuzeye gitmek isterken, ilk adımı güneye doğru atarsak çok yanlış sularda yüzeriz.
Ne tip bir eser yazacağımıza karar verdikten sonra size şunu söyleyebilirim ki en temelde ikiye ayrılır bunlar;

a) Kurmaca eserler ve
b) Gerçekçi eserler.

Mesela bir aşk hikayesi kaleme almak istiyoruz. Titanik gibi tarihin sayfalarına kazınmış bir dünyada da geçebilir, Avatar gibi yazarın kafasında oluşturduğu bir dünyadaki iki karakter arasında da geçebilir. 
Bu yüzden yazacağımız yazıdaki bu iki farklı noktanın ayrımını iyi yaptıktan sonra ya hayalimizdeki o toprakları kafamızda tasarlamalıyız ya da kullanacağımı mekanların özelliklerini iyice araştırmalıyız. Sonuçta okuyucu yazdığını sokakta oturuyor olabilir ve pekala yok burda öyle bir şey diye bir yorum yapabilir.
Kendimizin ne tür bir yazar olduğunu belirlememiz de bu adımdakilere yardımcı olmanın yanında daha çok olay örgüsüne mi, yoksa karakter oluşturmaya mı ağırlık vermemiz gerektiğini belirler.

Olay Örgüsü

Benim için olay örgüsü en önemlisidir. 
Bunu bu kadar net bir şekilde söyleyebiliyorum ve benim için kısmını da eklediğimi belirtmek istiyorum. Çünkü her yazar farklıdır. Kendimizin nasıl bir yazar olduğuna karar verdiğimizi farz ediyorum. 
Şimdi, olay ağırlıklı yazmayı seven, elinde olmasa da o yönelimde olan arkadaşlarımız için şöyle diyorum ki, oldukça sancılı bir dönem olacak. Çünkü yazdığınız genel geçer bir olay örgüsü sizi tatmin etmeyecek. Size tavsiyem bir defter ya da bir mantar pano alın. (Ben şuan çalıştığım kurgum için bir mukavva aldım. Dört farklı renkte blok not aldım ve bolca raptiye aldım. Aklıma geldikçe olayları yazıyorum. Ardından mukavvada bir zaman çizgisiymiş gibi yerleştiriyorum; yazacağım bölüm sıralamasında.) 



Olayların kurgulanması sırasında karakterler fazla önem taşımıyorsa A kişisi, B kişisi olarak bile bahsedebilirsiniz, önemli değildir. Önemli olan sizin, içinize sinen bir kurgu oluşturmanızdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken hangi zamanı yazdığınızdır. 

  • Yazarın zamanı,
  • Olayın zamanı,
  • Flashback ve
  • Flashforward.
Yazarın zamanı; adından da anlaşılabileceği gibi kitabı yazan ağzın zamanıdır. Bu yazım tarzına göre değişiklik gösterebilir. Örneğin kahraman anlatıcıda yazan bir yazar için yazarın zamanı ana karakterin ‘günümüz’ ibaresidir. Fakat ilahi bakış açısında yazarın zamanı çok farklı olabilir.
Olayın zamanı; ana karakter(ler)in ana olayı yaşadığı, o karakterler ve okuyucu için ‘günümüz’ kavramının olduğu zamandır.
Flashback; çoğumuzun son zamanlarda aşina olduğu üzere, geçmiş zamandır. Olayın anlatıldığı zamandan öncesindeki bir zamanı anlatır. Böylece okuyucuya bugün için, gelecek için olan olayların birer yansımasını gösterirler. Bu da okuyucuyu dinç ve uyanık tutar. Anlatıma bir gizem, heyecan ya da canlılık katabilir. Bu sebepten çokça tercih edilir. (Ben de bolca kullanırım ki, asıl olayı her zaman orada yaşatırım.)
Flashforward; da zamansal olarak -adını bir diziden hatırlayabileceğiniz gibi- geleceğin bir görüsüdür. Bir anda ya da daha çok Amerikan tarzı dediğimiz eserlerde eserin başlangıcında gelecekten bir sahne yer alır. Bu sahnede karakter tehlikede olabilir, eserin ortalarındaysanız, düşman olarak oluşturduğunuz karakterler dost gözükebilir. Yani olayın zamanında oluşan olayların, okuyuca oluşturduğu beklentilerin tam aksine bir yol çizmelisiniz. Çizdiğiniz bu yolu okuyucu tahmin etmeyece çalışacaktır; kesin şöyle olmuştur da dost olmuştur bunlar diye. Ancak sizin yapmanız gereken; bütün tahminleri tahmin edip, hiç birine uymamaktır. 
Tabi ki olay örgüsü anlatıldıkça anlatılabilecek bir olgudur ancak bence şimdilik bu kadar yeterli.



Geri kalan adımları da ilerleyen yazılarımda anlatmaya devam edeceğim. Kaleminiz daim olsun.

6 Ocak 2015 Salı

Hiç Bir Fikir Yoktur Ki Doğada Benzeri Olmasın


Herkese merhaba. Son paylaşımdan bu güne kadar oldukça fazla zaman geçti. Kişisel işler, öğrencilik hayatı derken insan gerçekten de yapmak istediği hobilerine yeterince zaman ayıramaz oluyor. Ama yine de bu süre içerisinde planlama aşamasında olduğum uzun soluklu kurgumun üzerine çalışmalarıma devam etmekteyim, buraya olmasa da, bir yerlere yazmadan duramıyorum; sizin gibi.

Ne Yapacağız?


Bu yazımda en son bahsettiğim kurgu oluşturmak için gözlem yapmalısınız tezimin üzerine gideceğim. Bazı gözlem ipuçları paylaşıp, yaptığımız gözlemleri değerlendirme noktalarından bahsedeceğim. Böylelikle, 'Evet, gözlemi yaptık da, ya şimdi?' sorunuza cevap vermeyi umuyorum. Tabi ki, kafanızdaki soruları cevaplarken, bir sonraki adımın soruları da ortaya çıkacaktır. Endişe etmeyin, hepsine çözüm bulacağız.

Neyi Gözlemleyeceğiz?

Etrafımızda onlarca, yüzlerce şey vardır. En basitinden şuan benim odamda dolap, masa, koltuk, yatak, kitaplık, kitaplar ve irili ufaklı onlarca şey var. Ama sorsanız, gözlerimi kapatıp da acaba kaç tanesini kelimelerle resmedebilirim? Ya da siz, şuan bulunduğunuz yerde gözlerinizi kapatın ve etrafınızda var olduğunu bildiğiniz ilk üç şeyi konumları ve sayabileceğiniz tüm özellikleriyle beraber resmetmeye çalışın. 

Zor değil mi?

Aslında hiç değil. Örneğin;

Genç çocuk odasının ortasındaki sehpanın önünde oturmuş klavyesinde birkaç tuşa basıyordu. Odası günün erken saatleri olmasına rağmen pek de aydınlık değildi çünkü dün akşam üstü başlayan kar adeta şehri esir almıştı. Çatı katında olmanın azizliğine uğrayacakları da hiç akıllarına gelmezdi ancak tavandaki ufak pencerenin üzeri tamamen karla kaplıydı; güneş bir türlü giremiyordu. Halının üzerinde muhtemelen hala sırılsıklam olan kot pantolonu duruyordu, gece onu giyerken sokaklarda yuvarlanmıştı. Neyse ki, ceplerindeki kağıt paraları çıkartmıştı. Odanın kenarındaki peteğin üzerinde de bir çift eldiven duruyordu. kurusun diye konulmuşlardı oraya. Anlaşılan birden fazla pantolon ancak tek çift eldiveni vardı gencin.

Kısa bir giriş örneği. Önce durumu tanımladım. Ardından gözlemlerimi dile getirdim; pantolon ve eldiven. Gözlemlediğim şeylerin geçmişine dair tahminlerde bulundum. Fikir yürütmekten çekinmeyin. Sonra da bulundukları konumları kullanarak bir çıkarım yaptım; tek eldiven. Belki doğru belki yanlış, bu önemli nokta değil. Önemli olan kısım sizin çıkarım yapabilmeniz. Çünkü siz yazıyorsanız, o dünya sizindir. Kimse hayır, iki eldiveni var diyemez size. Siz o dünyanın efendisisiniz, siz ne derseniz o olur. 

  • O yüzden sadece çıkarım yapın, Korkmayın, yanlış diye bir şey olamaz. 
  • Size ilginç gelen bir şeyin neden ilginç olduğunu düşünün.
  • Mutlaka her gün bir renge özen gösterin. Mesela bugün etraftaki kırmızı renklere dikkat edin, yarın da sarı. Bu sizin farkındalığınızı arttıracaktır. 
  • Yeni bir yere girdiğinizde kesinlikle en azından bir iki şeyi gözlerinizi kapatıp tarif edebilecek kadar inceleyin. Mümkünse her seferinde farklı bir şey olsun.
  • Akşamları oturup işsizmiş gibi o gün gördüğünüz bir nesneyi kelimelerle çizmeye çalışın. Ertesi gün bakabilecekseniz gidip bakın ve karşılaştırın.
  • Bu noktada hafıza çok önemlidir, Hafızanızı geliştirici egzersizleri yapmayı unutmayın. Mesela evden sabah çıkarken bir oyun destesinden bir kağıda bakın, akşam gelince hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın. İlerledikçe kağıt sayısını arttırın.
  • Sakıncası yoksa dokunarak hissedin. Böylelikle sizde uyandırdığı hissi bilirsiniz ve ona göre yazabilirsiniz. Mesela bir iğnenin ucunu elinize batırın ya da elinizle sobanın sıcaklığını hissedin. Suya girin, sadece bakmayın.
  • Yeni kelimeler öğrenin. Böylece aynı şeyi tarif edecek birden fazla yola sahip olursunuz. Ama, fakat, ancak, lakin, halbuki gibi... Hepsi aynı ama farklı.
  • Son olarak arkadaşlar, müzik dinleyin. İlla ki sözleri olan bir şey değil, hatta mümkünse sözsüz bir melodi olsun. Bu sizin ruh halinizi şekillendirir ve olayları bakış açınızı genişletir. Ama dışarıdayken, müziğiniz çevre olsun. Gerçek seslerden bir ahenk oluşturun kafanızda. Böylece gerçekliğe yaklaşıp, istediğiniz yere gidebilirsiniz.

Müzik Dinleyin

Rahatlamak için sadece dinleyin. Hangisi size rahatlatıcı geliyorsa o melodiyi keşfedin.






9 Aralık 2014 Salı

Hikaye, Roman & Kurgu Oluşturma


                Herkese selamlar. Bir önceki yazının ardından önünde durduğumuz yazarlık basamaklarının birini daha çıktık farz ediyorum. Artık hepimiz hemen hemen ne tür bir yazar olduğumuzu ya da en azından benim daha çok yaptığım gibi ne tür bir yazar olmadığınızı biliyor olmalısınız. Çünkü ben burada ve sonrasında genel bir dille sizlere anlatımda bulunurken siz sahip olduğunuz dile göre kendinize tercüme edeceksiniz.

                Rahatlamak için yazmak, yazmak için rahatlamak yazımda da belirttiğim gibi her insan mutlaka yazar. Ancak bunun türü farklı olabilir. Biz burada kurgu türünde bir yazı yazdığımızı varsayıyoruz. Çünkü deneme yazmak da bir yazı yazmaktır, makale, haber, gezi yazısı… Fakat ele alacağımız nokta hikâye ve roman başta olmak üzere kurgu türü yazılar. Bu noktada yine bir ayrıma geliyoruz. Evet, kurgu yazacağız ancak yazacağımız yazının uzunluğu ne olacak?

Uzunluk Mudur Hikâyeyi Hikâye Yapan?

                Hikâye genel olarak kısıtlı insan, kısıtlı mekân, olay, zaman ve diğer sahip olduğu öğelerden oluşur. Yani yazdığımız yazıda üç insan varsa, bu insanlar beraber tatile giden üç arkadaşlarsa ve yazı bu tatili anlatıyorsa, bir de bu anlatımı üç-beş bin kelimeyle yapıyorsa biz buna hikâye diyebiliriz. Ama lütfen şu noktaya dikkat edelim, üç-beş bin kelimeden çok daha az da olabilir, çok daha fazla da; bu hikâye oluşuna zarar vermez. Ancak bu genel geçer bir sayıdır. Hikâyenin hikâye sınırlarında kalabilmesi için olaylar, zamanlar, insanlar kısıtlı olmalıdır. Ana olayın yanında en fazla bir iki tane yan olay olmalıdır.

                Şayet kendimizi tutamıyor, yazdıkça yazasımız geliyorsa; üç beş insanla yetinemiyor iki taraf kötü taraf beş on insan oluşturuyor, zamanda hareket ediyor, onlarca mekân kullanıp, birden fazla ana olay ve onlarca yan olay kullanıyorsak; romana adım atıyoruzdur.

                Esasında bakıldığında hangisini yazdığımızın pek de bir önemi yok bence. Sonuçta bu bizim yazış tarzımızda bir farklılık oluşturmaz. Belki kurgulama noktasında kafamızın içerisinde farklı noktalar olabilir.

Kurgulama Noktasında Taktikler

            Bu konuya daha sonra ayrıntılı olarak yeniden değineceğim. Ancak yüzeysel olarak bir kurgu nasıl oluşturulur, yaratıcı fikirler nasıl bulunur, beyninizin içinde dönüp dolaşan o heyecan verici ve muhteşem konuyu nasıl yazıya dökersiniz sorularına cevap vermeye çalışacağım.

1.      Öncelikle kesinlikle ve kesinlikle ‘yaratıcılığınızı’ canlı tutmanız gerekmektedir. Çünkü bir yazar olarak düşüncelerde sınır tanımamak sizin en büyük kaynağınız. Kurgu oluşturmaktaki sınırınız hayal gücünüzün ulaştığı yer kadardır.

2.      Bir yazar ya da yazar adayı olarak kesinlikle ve kesinlikle yanınızda –dışarı çıkarken- bir kalem, kağıt, not defteri ya da aklınıza gelen fikri anında kaydedebileceğiniz bir cihaz olmalı. Bu notları daha sonradan bir araya getirmeli ve belirli aralıklarla –iki üç haftada bir gibi- okumalısınız.

3.      Duyu organlarınız sizin en önemli toplayıcılarınız. Gözlem yapmayı bir adet edinmelisiniz. Bakkala ekmek almaya çıkarken bile yoldan geçen arabanın sol yanındaki hafif ezilmesini, köşeyi dönünce karşılaştığınız kızın ya da erkeğin saçının rengini, ayakkabısının modelini fark etmelisiniz. Yani bakmamalısınız, görmelisiniz.

4.      Oyun olarak iki saçma şey arasında bağlantı kurmaya çalışmalısınız. Mesela bir şarj aleti ve su şişesini ele alalım. Kendi kendinize teknoloji ürettiğiniz bir hikayede kullanmak için telefonunuzu şarj ederken bataryadaki ısıyla kış geceleri yatağınızın başucundaki suyu ısıtan bir makine tasarlayabilirsiniz. Bunun gibi aslında saçma gelecek bağlantılar sonunda sizi istediğiniz yeniliğe ulaştırır.

5.      Kesinlikle ve kesinlikle yanlış yazmaktan korkmamalısınız. Oluşturduğunuz kurgu size çok kötü gelebilir, hatta zevk almayabilirsiniz. Ancak kimse –çok nadir istisnaları çıkabilir- bu işin ehli olarak doğmaz. Herkes deneyerek ve öğrenerek gelişir. Yani kötü kurgu yapın, iğrenç olsunlar.

6.      Eski yazdıklarınıza mutlaka dönüp bakın. Oralarda neler yazdığınız, nasıl yazdığınız size gelişiminizi göstereceği gibi farklı bakış açıları getirecektir.

7.      Bir hikaye yazarıysanız iki veya daha fazla hikayeni birleştirmeye çalışın. Konuları da mümkünse birbirinden alakasız olsun.

8.      Var olan eserleri okuyup onların benzerlerini ancak birleşiklerini oluşturun. Mesela kırmızı başlıklı kız ormanda gezerken pinokyoya rastlasın ve beraberce yedi cücelerin evinde birer elma yesinler. Kim ne diyebilir ki?

9.      Son olarak korkmayın. Güzel kurgu –hangi tür olduğunuza göre değişmekle beraber- her şey olabilir.

Bu 9 öneri içerisinden gözlem yapmak kısmını kesinlikle gerçekleştirin arkadaşlar. Çünkü aslında insan sadece ve sadece doğayı taklit ederek gelişti. Hiçbir fikir yoktur ki bir benzeri doğada olmasın. Sonuçta uçmayı kuşlardan öğrendik, bu güne kadar fark edilmemiş onlarca şey olduğunu unutmayın. Hiçbir zaman her şey bulunmuş değildir, hiçbir zaman.

                Umarım yardımcı olabilmişimdir. İlerleyen yazılarımda yaratıcılığı arttırmak ve genel yazma teknikleri üzerine de maddelemeler yapacağım. Sağlıcakla kalın, kaleminiz daim olsun. 

29 Kasım 2014 Cumartesi

Siz Ne Tür Bir Yazarsınız?

Eserde Öznitelikler
Harfleri yan yana getirerek kelimeleri, kelimeleri yan yana getirerek cümleleri ve cümleleri yan yana getirerek de eserleri oluştururuz. Her bir eser, bizlerin bu dünyaya bıraktığı bir izdir. Kimi izler büyük etki oluşturur, kimisi de hemen söner ve gider ancak ortak olarak hepsi kalır.
Her eserin sahip olduğu bazı öznitelikleri vardır. Bu nitelikler sayesinde belirli kategorize işlemlerine tabi olup, birbirlerinden ayrılırlar. Niteliklerin eserlere kazandırılması da, yazarları tarafından yapılır. Yani yazarın istediği öznitelikler, esere yansır ve eser o niteliklere sahip olur. Artık kategorize etme işleminde o nitelikler kullanılabilir.
Yani eseri yazar istediği gibi şekillendirebilir. Örneğin kahraman anlatıcı bakış açısını seviyor olabilir ve kelimelerini buna göre seçer.
“Güneşin sırtımı ısıttığını hissederek bir kez daha baktım beş metre aşağıdaki seyircilere. Onlar benim aşağıya atlamamı görmek için birkaç dolar para vermişlerdi ancak benim bunu yapabilmek için neler yaptığımdan habersizlerdi.”
Bu ufak yazı kısa bir anı yaşayan kişinin bakış açısından neler olduğunu anlatan kelimeler. İtalik olarak yazılan kısımlar ise eserin kahraman anlatıcı olmasındaki belirtici kelimeler. Bunun gibi birkaç ele alış biçimiyle ayı olay aktarılabilir.
“Güneşin sırtını ısıttığını hissederek beş metre aşağıdaki seyircilere bir kez daha baktı.”
Aynı olay, farklı bir bakış açısından anlatıldı. Bu tamamen yazara ve yazarın yazmayı sevdiği yönteme bağlı bir olaydır. Ancak bu yazımda bahsedeceğim asıl konu şu ki, eserin sahip olduğu ancak yazarın çok istemediği takdirde değiştirmesinin zor olduğu bazı öznitelikler de vardır; olay, durum ya da ben merkezli gibi.
Eserde Türleşme
Her yazar, gerek yaşadığı psikolojik geçmişiyle gerek genetikten gelen kişilik özellikleriyle bazı ayırt edici özelliklere sahiptir. Dan Brown’un bir kitaba başlangıcıyla Stephen King’in başlangıçları birbirinden farklıdır ve bu iki yazara hakim okuyucular rahatlıkla bunu ayırt edebilir. Hangi eserleri olursa olsun, her yazarın bütün eserlerinde ortak olarak barındırdıkları bazı özellikler vardır.
Kimisi eserlerindeki kahramanları aşırı derecede anlatır. Onların iç dünyalarına girer, psikolojik çözümlemelerde bulunur. Oluşturdukları karakterlerin düşünce dünyalarında bizleri dolaştırırlar. Bu tip yazarlar, ben merkezli yazmayı seven ve bu yönde eğilim gösteren yazarlardır. Ancak bazısı da kişileri eserindeki bir piyon olarak kullanır ve olayları anlatmaya kendisini adar. Ne oldu, nerede oldu, nasıl oldu… Önemli olarak olaydır. Bir diğer yazar da böylesine genişlemesine almaz olayı. Ne kişinin derinliklerine iner ne de olayı baştan sona anlatır. Onu etkileyen bir an vardır, sadece harf paletinden seçtiği renklerle o durumu anlatan kelimeleri çizer.
Bunlara eserlerin türleri diyebiliriz. Bu türler, bir yazarın nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyar. Kendisinin nasıl bir yazar olduğunu bilmek, kalemi eline alacak kişi için çok ama çok önemlidir. Bu yazı da istikrarı, başarıyı, gelişimi ve beğeniyi etkiler.
Ne Tür Bir Yazarsınız?
Yazı yazmaya karar verdiyseniz ve bunu amatörce bir şekilde başlayıp, olabildiğince ileriye ulaştırmak niyetindeyseniz, öncelikli olarak yapmanız gereken ne tür bir yazar olduğunuzu –ya da en azından ne tür bir yazar olmadığınızı- bulmaktır.
Kendimden örnek vermek gerekirse genel olarak ben merkezli yazabilen bir yazar olamadım hiç. Elbette bazı denemelerin oldu, kişinin gözünden yazıp, onun iç dünyasında dolaşmaya çalıştım. Ancak bende her zaman olan ve sürekli olarak tekrarlayan nitelik bu değildi. Ben, olayları yazmayı seviyordum ve artık tamamen böyle yapıyorum. Arada sırada diğerlerini de elbet deniyorum çünkü kendimi taze tutmam lazım ancak benim eserlerim, olay üzerinden gittiği vakit güzel oluyor. Bu durumda ben oluşturmaya çalıştığım eserleri bu yönde oluşturmalıyım.
Şimdi sizler de ne tür bir yazar olduğunuzu bulmaya çalışın ve o yönde yazmayı deneyin. Olmadığınız birisiymiş gibi davranmak size yazarlık adına bir şey katmaz; belki tiyatro yeteneğinize katkısı olur. Ne tür olduğunu bulun ve kabul edin, emin olun o zaman eserleriniz güzelleşmeye ve gelişmeye başlayacak.
Kendinizi Tanımak Neden Önemli?
Bu yazının son ara başlığı olarak kendinizi tanımanızın neden böylesine önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım sizlere.
Yazma hevesini ilk içimde hissettiğim zamanlarda lisede okuyan, standart bir öğrenciydim. Daha öncesinde belki de şuan okuduğumda kendimin yazdığını kabul etmeyeceğim şekilde bazı yazı deneyimlerim olmuştu. Sonrasında bir film izledim ve bu film kafamda çok değişik bir kurgu başlattı. Bunu hemen yazmaya başladım. Yazıyordum ve bir forum sitesinde paylaşıyordum. (O zamanlar forum sitelerinde paylaşmak modaydı.) Diğer insanların yazdıklarını okuyor, yorum yazıyor, sonra kendim aklıma geldikçe yeniden yazıyordum.
Bir gün, tıkandım. Parmaklarım klavyede hareket edemez oldu. Başlangıç olayım vardı, evet. Bir son olayım da vardı, evet. Ancak aralarını dolduracak olaylarım yoktu. Şuan hala o eserim durur. Tam olarak 30.592 kelime yazmışım. İlk yazdığım bölüm ile son yazdığım bölüm arasındaki ilerleyiş gözle rahatlıkla görülebilir cinsten. Ancak sonrası, yok.
Bunun üzerine durdum ve düşündüm. Ben kendi yazma yöntemimi anlayamadığım için beceremedim. Başka bir kurguyu ele alırken bu sefer öncelikle bir defter aldım ve aklıma gelen her şeyi yazdım. Sonra onları elekten geçirdim ve kalburüstü olanları yeni bir deftere geçirdim. Böylece tıkanmamı engellemiş oldum.

Ama bu sefer de bu süreci uzun tuttuğum için o kurguya yönelik hevesimi yitirdim. Yazarken rahatlamak için yazmıyordum artık ve şuan ona da ara verdim.
Yani yazabilmek için nasıl yazdığımızı anlamak önemli. Ne tür yazar olduğunuz, nasıl yazacağınızın temel anahtarıdır. Bunu sonraki yazılarımda anlatacağım, bu günlük bu kadar, okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım kelimelerle oynamayı seven siz değerli insanlara bir şeyler katabilmişimdir.



17 Kasım 2014 Pazartesi

Rahatlamak İçin Yazmak & Yazmak İçin Rahatlamak

Yazmak bu güne kadar birçok kişi tarafından, birçok yerde, birçok farklı şekilde ifade edilmiştir, tanımlanmıştır. İfade edilmeye ve tanımlanmaya da devam edecektir. Hatta şuan, sadece şu iki cümle bile sizin kafanızda ‘yazmak’ kelimesine bir tanım oluşturmanıza sebep olmuştur, muhtemelen.

Peki, cidden nedir bu yazmak?

En temelde, bir sözlükte bulabileceğiniz tanımla; söz ve düşünceyi özel işaret ve harflerle anlatmaktır. Fakat var olduğu andan itibaren kesinlikle böylesine basit bir şey olmamıştır. Size onlarca esir veren bir eser de olabilir, sizi onlarca yıl esir edecek bir eser de. Asırlarca adınızdan kıvançla bahsedebilirler ancak tiksintiyi de konuşmalarına dâhil edebilirler. Bunların tamamı ve daha fazlası sadece parmaklarınızın ucundan dökülecek, aslında asırlar önce sizin gibi insanların anlam yüklediği o özel işaret ce harflere bağlıdır.

Kimler Yazar?

Kesin bir ifade ile dile getirebilirim ki, herkes yazar. Kimisi roman yazar, kimisi hikâye… Biri gider, görür, beğenir ve bir gezi yazısı yazar, öteki de bir kek yer, aldığı lezzeti yazar. Büyük başın teki kalkar bir antlaşma yazar, küçükler aralarında ticari sözleşmeler yazar. Ortancalar küçükleri kandıracağı, büyüklere yaranacağı yazıları yazar… Ama herkes yazar. Yazmam ben diyen en kötü alır ‘akıllı telefonunu’ eline mesaj yazar.

Dediğim gibi; bizlerin icat ettiği özel işaretler ve harfler. İcat etmemizin de güzel bir sebebi vardı. Çünkü biz insandık, geçmişimiz ve geleceğimiz vardı, bugünümüz ve anılarımız vardı, gülmecelerimiz ve ağlamalarımız, mutluluklarımız ve hüzünlerimiz vardı. Bunları ifade edebilmeliydik, bir şekilde konuşmaktan ötesine geçebilmeliydik çünkü biz öldükten sonra da konuşmak isterdik. Ve yazdık.

Demem o ki, herkes ‘bence’ yazar. Hem neden yazmasın ki, yazmak muhteşem bir şeydir; bana göre.

Ne İçin Yazarız?

Herkesin yazdığına karar verdiğimize göre –en kötü mesaj attılar- artık bu insanların ne için yazdığına bakmalıyız bence.

Bunun birçok sebebi olabilir, hatta sonsuz sebebi dahi olabilir. Çünkü her yazmak, her insanda farklı duygular, farklı düşünceler uyandırır. İnsan gibi muhteşem bir varlığın da duygularının ve düşüncelerinin sınırı olamayacağını kabul edersek, bir noktada yazmanın sonsuz sebebinin olması doğaldır.

Mutlu olmak için, daha iyi olmak için, ifade etmek için, anlaşılmak için, anlamak için, para kazanmak için, yardım etmek için, sevmek için, sevilmek için, huzur bulmak için, korkulardan uzaklaşmak için, yalnızlık için, sessizlik için, yalnızlıktan uzaklaşmak için, topluma yaklaşmak için, haberdar etmek için, galeyana getirmek için, sakinleştirmek için, anlatmak için…

 İşte size sadece birkaç tanesini ‘yazdım’ açıklayabilmek için. Ayrıca bu bloğu yazıyorum ‘paylaşmak’ ve ‘gelişmek’ için. Bloğumun yanında kurgu defterlerimden aklıma geleni alıyorum ve oraya ‘hafiflemek’ için yazıyorum. Çünkü arkadaşlar, zamanın öylesine sessizleştiği bir çağda nefes alıyoruz ki, kendimizi ifade etmemiz için konuşmaya vaktimiz olmuyor; biz de yazıyoruz.

Rahatlamak İçin Yazmak & Yazmak İçin Rahatlamak

Türkçe ne kadar da güzel ve karmaşık bir dil dimi? Yukarıdaki yan başlıkta ve yazının başlığında sadece iki kelimenin yerini değiştirdim ve bütün anlamlar değişti, bütün dengeler, bütün kişilikler, insanlıklar ve görüşler…

Çocukluğumdan beridir kendime dair en net hatırladığım şey daima sormam oldu; neden? Ne kadar da güzel bir kelime dimi? Neden? Bence öyle. En temel soru olabilir; bir Doctor Who izleyici olarak alıntı yapmam gerekirse bence evrenin en eski sorusu olmaya layık bir soru; neden?

Bu soruyu her daim kendime –küçükken annem ve babama olurdu ve oldukça bıkarlardı galiba- sorarım ve eylemlerimi buna göre gerçekleştiririm. Yazmak konusunda belli bir noktaya geldiğimi fark ettikten sonra durdum ve kendime ‘neden’ yazdığımı sordum. Bu yukarıda ufak örneklemelerle ifade ettiğim gibi anlık nedenler manasında değildi, en geniş manada ben ‘neden’ yazıyordum?


Düşünceler ve satırlar sonunda en geniş olarak iki başlığa vardım; rahatlamak için yazmak ve yazmak için rahatlamak.

Önce ikincisini –yazmak için rahatlamak- ele almak istiyorum. Kelimede görünürde bir yazma nedeni anlatılmamış açık açık. Ancak manası irdelendiğinde bana şunu ifade ediyordu: mesleğim olduğu için yazmak. Yani illa ki yazabilmek için bir rahatlama, başlangıç ortam gereksinimleri vs. olacak fakat bu kelimelerin söylediği yazmak zorunda olduğum ve oturup sakinleşmem, ardından da işimin başına dönmemdi. Bu ben olamazdım.

Birinci ifadenin dediğine göre de ben sadece canım istediğinde, içimden başka hiçbir şey yapmak gelmediğinde yazıyordum-ki öyle. Bunun için de işin içine para girmemesi lazım, sizden bir beklentisi olan insanlar olmaması lazım.

Bunu belirlemek önemliydi çünkü bir işi para için yapmak demek, meslek edinmek demektir ve meslek seçimi zamanı geldiğinde yanlış seçim yapmak istemezdim, istemezsiniz. Elbette her zaman geriye dönüp yeniden başlama imkânı vardır, sonuçta bence ‘kötü tecrübe’ diye bir şey yoktur. Yine de insansınız ve yazıyorsunuz, peki, bunu rahatlamak için mi yapıyorsunuz yoksa her akşam oturup yazmak için mi rahatlıyorsunuz.

Yazmak gibi insanın ruhunu güldüren, varoluş harikası gözlerimizle gördüklerimizi resmedebileceğimiz bir hediyeyi kullanmak için kendinizi rahatlatmak zorunda hissediyorsanız, kötü bir seçimle büyük bir tecrübeye sahipsiniz demektir; bence.

Son olarak, hani o küçüklükten beri kafanızda kurduğunuz ve bir gün birisine anlatıp, yazıp ağızlarını açık bırakacağınız hikâyeleriniz var ya… Elbette varlar, öyleyse yazın; rahatlamak için.