Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2015 Pazar

Seçilmiş Kişi - Lois Lowry

Seçilmiş Kişi Lois Lowry'nin ele aldığı bir eser olmakla değil, sinemalarda gösterimde olan taklit bir film olmakla karşıma çıkmıştı ilk başta. Filmi izlerken Açlık Oyunları, Uyumsuz vb. distopya eserlerinden birinden kopyalanmış olabileceğini düşünmüştüm. Ancak filmden sonra -film çok hızlı geldiği için- kitabını elime aldığımda ilk gördüğüm şey yazım tarihi oldu.

1993.

Evet, gerçekten benim için büyük bir utanç oldu. Tam bir ön yargı yapmışım. Esasında Lois Lowry kitabı ilk olarak 1993 yılında yayınlamış. Yani belki de, Açlık Oyunları buradan esinleniliş bir eserdir.

Konu Hakkında

Orijinal Kitap Kapağı
Kitap 167 sayfa olarak pek de uzun sayılmaz. Hatta karakter boyutu bakımıyla pek de büyük sayılmaz. Bu yüzden toplamda çok fazla kelimeden oluştuğunu sanmıyorum ancak anlattıkları ölçüsüyle zamanında Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklanacak kadar etkili bir kelime dizinine sahip. 

Konu olarak yıllarda gelecekte geçiyor. Kesin bir tarih verilmemiş, ki bence böylesi daha güzel olmuş. Yıllar süren savaşlar neticesinde insanlık Aynılığı seçmiş. Duygulardan arınmış insanlar olarak Toplulukları kurmuşlar. Dünyanın geri kalanından soyutlanmış insan toplulukları kendilerine eskilerin belirlediği kurallara göre yaşıyorlar. Her şey bu kurallar sayesinde saygıyla ve güvenle ilerliyor. 

Konu olarak bu düzendeki bir çocuk ele alınıyor. 12 yaş bu toplulukta meslek edindikleri yaş olarak belirlenmiş. Aslında sabah okul, öğleden sonra iş olarak işliyor ancak filmde tamamen iş var. Bir çocuğa Anı Toplayıcısı görevi verilir. Aslında görev vermek değil, Seçilmek olarak nitelendiriliyor kitapta. Bence bu yüzden Türkçe'ye çevirirken Seçilmiş Kişi olarak çevirmiş olabilirler. 

Kitabın orijinal ismi -The Giver- Türkçe'ye filmde ve kitapta Aktarıcı olarak geçiyor, ki bence bu da gayet güzel bir isim olurmuş.

Üslup

Lois Lowry gerçekten gayet sade bir ağız ile yazmış. Oldukça dinlendirici bir anlatımı var. Kelimeler ardı ardına gelirken sizlere pek fazla zorluk çıkartmıyor. Tabi ki çeviride Esra Davutoğlu da oldukça güzel iş çıkartmış. 

Lois Lowry
Kitap John Newbery Ödülü almış. Yani Amerikan çocuk edebiyatına yapılan en değerli katkı için verilen bir ödül. Ama en başta da dediğim gibi zamanında kitap yasaklı bir kitapmış. Çünkü aslında var olan ve doğru olan şeylerin ne kadar da kötü olduğunu okuyucuya anlatan bir eser.

İnsanlığın önce güzel yanları anlatılıyor. Ardından insanın doğaya verdiği zarar. Ama en önemlisi insanın insana verdiği zarar anlatılıyor. Bu da oldukça etkileyici olabilir tabi ki. 

Sonuç Olarak

Kitap bence güzel. Kitabın içinde gelen broşüre göre bu bir seri ve bir dörtleme. Ancak anlamadığım nokta şu, sonraki kitapların arka yazısında ilk kitaptaki karakterden eser yok. Okuyunca sizlerle paylaşacağım. 

Kitabın orijinal kapağı, sinema kapağından çok daha güzel bence, onu çıkartıp okuyun. Kitap ve film arasında oldukça farklılık var çünkü 1993 teknolojisi ve 2014 teknolojisi aynı vizyona sahip değil. Ama bunun için Lois Lowry'ye bir şey demek ona haksızlık olur, geleceğin teknolojilerini tahmin etmek hiç de kolay bir şey değildir.

Diğer Kitabı
Kitap okunası bir kitap bence. Okuyup, birer yetişkinseniz ders çıkartabilir ve dünyaya bakış açınızı değiştirebilirsiniz; bir çocuksanız ise -yani yetişkin değilseniz demek istedim- dünyaya yeni yeni bakarken gerçekten de güzel bir bakış açısı edinmiş olursunuz. Benim şahsi kararıma göre kitap küçüklerin de okuyabileceği dille yazılmış ancak ortaya çıkan ders okuyana göre tabi ki değişir. 

Sonuç olarak, kitabı sevdim. Güzel bir distopya olmuş, teşekkürler Lois Lowry. 




Puanım: 7/10

17 Şubat 2015 Salı

Cehennem - Dan Brown

Merhaba arkadaşlar,

Geçenlerde madem ben yazı üzerine bir blog yazıyorum, neden okuduğum kitaplar hakkında da oraya yazı yazmayayım diye düşündüm. Sonuçta ben de bir kitabı okuyacağım zaman internette tam da aradığım tarz da şeyleri bulmakta güçlük çekiyordum. Bunun üzerine Kitap İncelemeleri kategorisinin ilk yazısını yazmaya karar verdim.

Ön Kapak

Bu yüzden en son bitirdiğim kitabı, daha doğrusu kararımı verdikten sonraCehennem.
bitirdiğim kitabımı konu edindim;

Yazarı Dan Brown olan kitabın özgün adı Inferno; yani özünde Cehennem kelimesinin tam olarak karşılığı. Çeviride farklılaşmaya gerek görmemişler. Kitap ilk olarak 14 Mayıs 2013 tarihinde okuyucuyla buluşmuş. Fakat ben 2015'in başlarında okudum ve buna rağmen elimdeki birinci baskısıydı. Demekki yayınevi oldukça özgüvenli bir şekilde yazarına güvenip Türkiye'deki piyasada tutulacağını düşünmüş.

Konu ve Tanıtım Hakkında

İncelememi birkaç başlık altında tamamlamayı planlıyorum ve bunlardan ilki kitabın konusu ve kitabın insanlara tanıtımı hakkında olacak.

İlk olarak söylemeliyim ki Dan Brown'u okuyanlar bilir, gizeme bayılan ve tarihin gizemi üzerine yazmayı seven bir yazardır. Ki yine kahramanımız, son 3 kitapta olduğu gibi Robert Langdon. Konu kitaba adını veren Dante'nin İlahi Komedya'sının bir kısmında geçen Cehennem tasvirleri ve bu şiir baz alınarak çizilmiş Botticelli'nin ünlü La Mappa del'Inferno tablosu üzerinden gider. Yani gizemler bunlarla başlar.

La Mappa del'Inferno
Kısa süreli hafızası kaybolan kahramanımız uyandığında yanında bulunan Sienna adındaki sarışın kadınla beraber kendilerini bir kaçma-kovalamaca içerisinde bulurlar. Üzerinden ne olduğunu bilmediği bir kapsül çıkan Langdon, önce şifreleri bulur, ardından da cevaplarını. Bu sıralama son ana kadar devam eder. Tabi hemen şöyle bir hayal kırıklığımı söylemeliyim ki, Dan Brown tarzı demek son satırda dahi okuyucuya önceki yüzlerce sayfada düşündüğü şeyin yanlış olduğunu fark ettirmek demektir bence; fakat olayı karakterlerden önce çözdüm ve yanılmadım da. Keşke yanılsaydım, daha mutlu olurdum.

Dante Maskesi

Ek olarak kitabın son yüz küsür sayfasının İstanbul üzerinden gitmesi, arka kapakta bulunan Ayasofya resmi ve ilk sayfalardan itibaren izlenip duran videonun neresi olduğunu anlamak, İstanbul'da doğup büyüyen birisi olarak beni hiç zorlamadı, farklı illerde yaşıyorsanız sizi belki bir tık düşündürür. Ama azıcık dahi tarih dersine kulak kabartan birisi son yüz sayfanın nerede geçeceğini, esasında şifrenin nerede çözüleceğini tahmin edebilir. 

İşte bu bence kötü olmuş. Keşke İstanbul'u yazdı, İstanbul'u yazdı diye böylesine ağzımıza dolamasaydık. Yani bence Venedik'te bizdeki kadar ağızda dolaşmamıştır bence.

Üslup

Bir kitaptaki en önemli etkenlerden birisi bence ve çoğu insanın karar verdiği üzre üsluptur. Üslup tamamiyle apayrı bir dünyadır. Sırf üslubunu beğenmediğim diye bıraktığım kitaplar mevcuttur; konusunu çok sevmiş olsam da. 

Dan Brown bana göre bunu çok güzel kullanıyor. Özellikle köşe başındaki adamın olayla alakası olmadığı halde, kahramanlarımızı acaba O nasıl görüyordur diye, onun gözünden anlatması bence her zaman çok ön plana çıkartıcı bir özellik olmuştur.

Tabi ki bu kitabında da Dan Brown'dan bir ton tarihi ve simgebilimsel bilgi ediniyoruz. Gerek Floransa, Venedik, İstanbul; gerekse dünyadaki kurum ve kuruluşların iç yüzü olsun.  Bunları ele alış biçimi, kullandığı dil sadeliğiyle ön plana çıkıyor. Tabi ki bu noktada çevirisini yapan Petek Demir ve İpek Demir'e teşekkürlerimizi iletmek lazım.

Ters Medusa

İçerik ve Bilimsel Gerçek

Her Dan Brown'da olduğu gibi bu kitabın da başında bir The Fact, yani Gerçek diyebileceğimiz bir başlık mevcut. Burada kitapta konu edilen Konsorsiyum adlı kuruluşun gerçekliğinden ve etki alanlarından kısaca bahsediliyor. Bu bilgiye ulaşmak kendisine nasıl bir bedele mal oldu merak ettim ben açıkçası.

İçerik olarak da tabi ki yine Dan Brown tarzını seziyoruz. Mesela en basitinden bir kaçış şaşırtmacası olarak arabayla gideceğini belli edip gemiyle gitmek gibi. Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da yapmış. 

Veba Maskeli Adam

Bakış 

Genel bir bakış olarak sıralarsak, diyebilirim ki güzel bir eser olmuş, ellerine sağlık yazarımızın. Ancak bence önceki eserlerine bakıldığında kalite yükselmemiş, daha iyi değil. Çok düşük de değil ancak en fazla eşit olabilirler. Bence bir sonraki kitaba daha çok çalışmalı; böylesine bilindik bir yazar olarak.

Yazımın içerisindeki resimler de, kitap içinde geçen bazı eserlerin, mekanların resimleri. Okumadıysanız sizlere yabancı gelebilir ancak okuduysanız ve daha önce bakmadıysanız "Aaa, bu muymuş, hmm, tamam," gibi ifadeler kullanabilirsiniz. Ben okurken eksikliğini hissetmiştim, siz de hissetmeyin diye ekliyorum. Keyifli okumalar.






Puanım: 7,5/10


Yağmalanan Atlar
Floransa
Rodin'in Cehennem Kapılarındaki 3 Heykeli

4 Şubat 2015 Çarşamba

Yazıda Planlama 2

Bir önceki yazımda sizlere yazıda planlamayı anlatmaya çalıştım. Neden önemli olduğunu ve kaba haliyle hangi aşamalardan oluştuğunu açıkladım. Sizlere aşağıdaki 9 ana başlığı sundum. Bu başlıklardan ilk ikisini önceki yazımda açıklamıştım. Şimdi ise madde madde bu basamaları çıkmaya devam edeceğiz.
  1. Tema
  2. Olay Örgüsü
  3. Karakter Geliştirme
  4. Diyalog
  5. Zaman Yönetimi
  6. Aşamalar
  7. Romanın Bitirilmesi
  8. Hataları Gözden Geçirme
  9. Tekrar Gözden Geçirmek

3. Karakter Geliştirme

Önceki yazımda da belirttiğim gibi hangi tür bir yazar olduğunuza göre değişmekle beraber bu basamak sizin temel taşınız olabilir. Temel taşınız olması demek, bu dokuz basamaktan en çok bu basamağı çıkarken zorlanacaksınız demektir. Ancak korkmayın, çünkü temel taşınız ise şayet, benim aksime siz karakterlerle uğraşmayı zaten seviyorsunuz demektir.

      Karakter Nedir?

Kurgumuzda oluşturduğumuz olayları yaşayan varlıklara karakter diyebiliriz. Varlıklar olarak nitelendirdim çünkü farzı misal kudretli ve şanlı bir savaşçının atını da oluşturmamız gerekebilir. Ya da daha çocuk edebiyatı anlamında düşünmemiz gerekirse bir Buz Devri niteliğinde kurgu oluşturuyor olabiliriz. Bu yüzden bunu asla ve asla unutmuyoruz; her şey karakterimiz olabilir. Tek sınır hayal gücümüz.

      Neye Göre Karakter?

Şimdi aslında bu soru da büyük bir öneme sahip; neye göre karakter? Tamam, kurgum için bir karakter oluşturacağım. Ancak olay örgüm için mi bir karakter oluşturuyorum, yoksa karakterim için mi bir olay örgüsü oluşturacağım.

Sizce Tolkien önce Frodo'yu mu oluşturdu, yoksa yüzük yolculuğunu mu? Ya da Dan Brown önce Robert Longdon'ı mı oluşturdu yoksa her kitabında taşıtlarla ilgili bir şaşırtma yapacağını mı? 

Belki biliriz, belki bilemeyiz. Ancak onlar kendilerini biliyorlardı. Bu yüzden böylesine güzel eserler ortaya çıkarttılar. O yüzden siz de bilmelisiniz ve gerekliyse karakterinizi özenle oluşturmalısınız. En temel olarak  bilinen şeyleri yapacaksınız;

- Adı, soyadı, lakabı, ünvanı
- Mesleği
- Ailesi, çocukları, karısı, annesi, babası
- Maddi durumu
- Çocukluk hayatı
- Korkuları
- Hobileri
- Başarıları vs. vs.

Ancak bunların üzerine işlemeniz gereken özellikler mevcuttur. Bu da ilk soruya, olay için mi karakter karakter için mi olaya geliyor. Şayet bir olayımız varsa ve bunun için karakter oluşturuyorsak işimiz kolay. Çünkü zor kısmı olayı oluştururken halletmişiz. Ancak öteki durum ise, olay birazcık karışık.

Olay için oluşturduğumuz karakterlerde bazı zamanlar ayrıntılı yazmaya bile gerek kalmaz. İlla ki ana karakterimizi iyice tanımak isteriz ancak zaten olayımız bize karakterimizi tanıtmıştır. 

Bir hırsızlık olacak. Büyük bir kumarhane. Oldukça iyi korunuyor. Belalı bir sahibi var. Ancak sahibi zamanında hırsızın annesine tecavüz etmiş ve öldürmüş. Yani hem bir hınç hem bir hırs. O zaman hırsız erkek. Annesiz büyüdü. Hırslı birisi ve paraya düşkün. Ancak iyi korunan bir yeri soyabilmek için de fazlasıyla ince hesapçı. Belki biraz psikopat. Küçükken annesine laf edenlerle kavga etmiş olabilir; bir yara izi.

...

Bakın ne kadar da kolayca karakteri oluşturuyoruz. Sorsanız, saçı ne renk, başı nasıl, kaşı nerde bilmem. Neden? Çünkü olayıma göre oluşturdum ve sadece ihtiyacım olacak kadar özelliğini belirledim. Sizler de böyle yapabilirsiniz arkadaşlar. Olayınıza göre gerektiği kadar kurgulayabilirsiniz. Fazlasına ne sizin ihtiyacınız var ne de okuyucunun.

Ancak olayı tersten yapıyorsak en ince ayrıntıları dahi kullanmalıyız. Her türlü açıdan görünüşüne bir altmetin oluşturmalıyız.

Yaklaşık 1.65 boyunda olmasına rağmen beraber büyüdüğü erkekler arasında oldukça kaslı olmasıyla fark oluştururdu. Gözleri her zaman gecede kaybolan gölgeler gibiydi; simsiyah. Kumral uzun saçlarını kalın tırnaklı eliyle dalgalandırdı; bu sabah da hızlıca bir duş almıştı. Derin bir nefes aldı ve tekleyen sol bacağına son bir kuvvet diyerek merdivenlerin son basamaklarını çıkmaya başladı. 

...

Bir öncekine rağmen bu seferki anlatımda karakterimizi daha net tanıdınız. Aslında fiziksel olarak daha net. Kısmen nasıl göründüğünü biliyoruz. Boyunu, gözlerini, eksikliklerini vs. biliyoruz. Bu bize gözümüzde daha canlı bir şekilde karakteri hayal edebilme yetkinliği veriyor.

Özet olarak arkadaşlar, önemli olan önce neyi oluşturacağınız. Sonrası zaten ona göre gelmektedir. Bu işlemleri yaparken de karakterinizi iyi tanıyın. Oturup sanki onunla muhabbet ediyormuş gibi davranın. Belki havadan sudan konuşun belki de oturup papaz kimde oynayın onunla. Arkadaş, dost, sevgili, kavgalı, düşman olun onunla. Yeter ki onu böylesine bir konuma getirebilecek kadar gözünüzde canlandırabilin.

4. Diyalog

Diyaloglar olay akışının nasıl bir yol izlediğini okuyuca aktarabilmek için gerekli kısımlardır. Sizin kafanızdaki onlarca düşünce, karakterleriniz aracılığıyla okuyuca ulaşır. 

Diyalogları iç diyaloglar ve dış diyaloglar olarak iki ana başlıkta inceleyebiliriz. 

İç Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım karakterlerin iç dünyasını ya da düşüncelerini aktarmaya yarar. Burada psikolojik analizler ya da gizli fikirler için bir ortam oluşturulabilir. Bu sayede okuyucu diğer karakterlerin bilmediği şeyleri bilebilir. 

Daha çok ilahi bakış açısı ile yazan yazarlar iç diyalogları kullanır. Çünkü bu yazım tekniğinde önemli olan, esas olan karakterin düşünceleridir. Yukarıdan ilahi bir bakış olduğu için yazar herkesin düşüncelerine hakimdir. 

Dış Diyalog; olarak adlandırdığımız kısım da klasik iki tırnak ("...") içerisinde bulunan ya da konuşma çizgisiyle (-...) başlayan konuşmalardır. K

arakterler sesli olarak kendi kendilerine konuşabilir ya da diğer karakterlerle iletişim halinde olabilirler. 

Bu konuşmalar kurguda heyecanı canlı tutmak için oldukça kullanışlı olabilirler. Entrika, yalan, aşk, kandırmalar... her şeyi yapabiliriz ki bunların hepsi bizim okuyucuyu kendimize bağlamak için gerekli. Ya da öteki açıdan sizin aklınızdakilerin kağıda dökülebilmesinin en somut ve net şeklidir.


Sonraki adımlara ilerleyen yazılarımda yer vereceğim. Umarım sizlere yardımcı olabiliriz. 





28 Ocak 2015 Çarşamba

E(k)mek - Bir Resim Bir Hikaye

Yapmamalıyım, diye düşündü sakallarının yarısından fazlası beyazlara bürünmüş ihtiyar. Elini hemen cebine geri soktu. Etrafına kuşkuyla bir bakış daha attı; kimse yoktu. 
Alışveriş merkezindeki o büyük bakkaldaydı; mahallede eskiden açık olan Kasım Amcanın bakkalına hiç benzemiyordu. Çocuktu o zamanlar, sokaklarda koşar oynardı. Yeşilliklere çıkar çukur kazarlardı. Sonra ormanlıktaki ağaçların yıpranmış dallarını alırlar ve çukurda yakarlardı. Bir güzel ısınırlardı. Eski tenekelerin demirlerinden yaptıkları saclarda kestane közlerdi; herkes üç beş tane getirirdi ancak, pahalıydı kestane. Bir de… Elini cebinden ihtiyatla çıkarttı. Bir de, komşunun bahçesini eşeler, patateslerini toplayıp ateşte közlerlerdi. Çalarlardı yani.
O zamanlarda toprağın altında yetişen, şimdilerde tadını unuttuğu, bulsa da aynı lezzetini bulamayacağı patatesleri çalardı. Çocuktu çünkü, eğlenceydi o zamanlar. Günahsızdı, yazmazdı sol yanındaki melek deftere bir kelime dahi. Ama şimdi… diye düşündü buruşmuş elinde bakan amca. Ama şimdi durmaz yazar deftere. 
“Buyur amcam, bulamadın mı aradığını?” dedi kendisine bir şeyler alan hanımca bir kız. Sokakta görse ne biçim gençlik der, kınardı belki ama şimdi… Şimdi başkaydı. Herhalde uzanıp da geri çektiği elini görmüştü. Bulamamıştı ya aradığını, bulamamıştı. Bir kendini iyi görüp de, kendi çocuğunu iyi sanıp da diğerlerini hor gören, sonra da beş parasız sokakta kalan adama hayrına bir ekmek verecek bakkalı bulamamıştı. Lakin, diyemezdi ki böyle.
“Yok kızım, hatırlayamadım bir an, saolasın.”
“İyi günler o zaman amcam,” dedi sonrasında. Kendisine şu kesilmiş ekmeklerden bir tane aldı ve gitti. 
İhtiyar adam yine bir başın kaldı oralarda. Koskoca bakkalda bir başına. Açtı. Ekmeklerden birini alıp gitmek istiyordu. Aslında burada da yiyebilirdi; kim ne diyecekti ki. Ödeyeceğini sanabilirlerdi. Ama ödeyemezdi ki. 
Ne olursa olsun, diye düşündü. Elini ekmeye uzattı ve aldı ekmeği. Fırından çıkmışa benzemiyordu; soğuktu. Bir de poşete koymuşlardı, zaman çok değişmişti. 
Usulca yana döndü koridorda ve yürümeye başladı. Poşetin ağzını açtı ve ufak bir dilim koparttı. Gözleri doldu. Köşeden bir müşteri çıktı ve ilerledi. Gözleri amcanın elindeki ekmeğe bir anlığına baktı ancak amcaya bu bir ömür geldi. Bir dilim ekmeği, koskoca bakkaldan çalışıyordu.
Kendin ettin.
Anıları aklına geldi. Oğlu, kızı, karısı. İyi adamdı, hoş adamdı esasında da, hep en iyi kendisiymiş gibi düşünürdü. Fakat şimdi… şimdi bir ekmek çalışıyordu.
Sol yanına baktı. İleriye değil, hemen dibine bir göz gezdirdi. Meleğe bakıyordu, sessiz ve sakince oradaymış gibi hayal ediyordu meleği; kalemini eline almış, çoktan yazmıştı bile; hakkı olmayanı aldı, açtı, koparttı. Yememişti ama daha; nasıl yesin.
“Amca onu alacak mısın?” dedi orada çalıştığı üzerin giydiği tişörtten belli olan genç bir oğlan. Duydu. Duydu duymasına da, duymamazlıktan geldi. Sağarlığına gelmiş gibi yaptı. Yineledi genç, “Amca,” 
Yavaşça yürüdü. Yürüdü de koskoca bakkaldı, git git, bitmedi. 
“Amcam,” dedi bu sefer omzundan dokunarak. “Bu ekmeği mi alacaksın?”
Bıraksana be adam, anlamadın mı işte.
Mecbur durdu. Döndü adama. Pişman ifadeyle baktı. Gözleri sızladı. İçi titredi.
“Amcam,” dedi genç. Gözleri şefkatle bakıyordu. Anlamış mıydı çalacağını? Ya, aç olduğunu, mecbur olduğunu? Evvelden olsa, kendisi gibi birini görse taşlayacak kadar kötü biri olduğunu anlamış mıydı ki?
“onu alacaksan alma, tarihi geçmiş onun, kötü olmuştur o.” 
Amca dönüp eline baktı. Açlıktan hissetmemişti ki bayat mıymış, taze miymiş diye. 
Gencin elinde bir torba daha vardı. Taze gibi duruyordu ekmek. “Al bunu,” dedi elindekini uzatarak. Sonra da amcanın elindeki aldı. 
“Saol evladım,” dedi ihtiyar. Üzülse miydi, sevinse miydi bilemedi. Almıştı tazeyi eline de, ne yapacaktı ki? Bunun da parasını ödeyemezdi. İçinden, ver sen onu bana oğul, ver bari eskiyi; ona para neyin istemezler,  dese de, eli uzanamadı oraya. 
“Bunu da al amca,” dedi genç bir kağıt parçası uzatarak. 
“Bu nedir?” diye karşılık verdi amca. Kağıda baktı; yaşlılık. Aldı, daha yakından baktı; o da bulanıktı. Amma küçük yazılmıştı.
“Elindeki ekmeğin fişi,” dedi delikanlı. “Soran olursa diye verim dedim. Gönül rahatlığıyla ye, helal olsun. 
O an ihtiyar titreyen, sızlayan gözlerine engel olamadı; yaşlar buruşmuş yanaklarından aktı, gitti. Konuşamadı. Ama tutamadı da kendisini.
“Biz fazla almışız, ziyan olmasın dedik, emek sonuçta amcam. Gönlünü ferah tut.” Arkasını döndü ve gitti.
İhtiyar şöyle bir soluna baktı. Sonra da sağına. 
Ona yazdırmayacak kadar çok şey yazdırmış mıyım ben sana. 

Düşünceler sel oldu aktı. Bir günü de böyle kotardı. 

27 Ocak 2015 Salı

Yazıda Planlama 1


Yazmak her anlamda insanın kendisini bir adım öteye taşımasıdır bana göre. Beyaz bir sayfaya atılan her leke, insanın içi dünyasındaki renkli cümbüşün birer gölgesidir. Bu gölgeler adeta bulut gözlemcisi gibi gökyüzünü izleyen bizlerin, sizlerin yorum odağıdır; her bakan başka şeyler görür.
Bu sebeple bizler yazarken başkalarının ne düşüneceğini, insanların ne diyeceğini bir kenara bırakmalıyız. Sadece kendimize doğru gelen şekilde yazmalıyız. Zaten öteki türlüsü yazmak için rahatlamak kısmına girer ki ben bunu yapmaktan kaçınmak isterim. 
Bugün, sizlere elimden geldiğince orta çaplı bir yazı serüveninin planlamasını anlatmaya çalışacağım. Basamaklarımızı belirleyeceğiz. Birkaç basamağı çıkacağız ve ardından da binayı yapmaya başlayacağız. Hepsi bu yazıya sığar mı bilemiyorum ancak bu yazıdaki basamakları gerektiği gibi izlersek, bence oldukça güzel bir yazı planınız olur.

Neleri Planlayacağız?

Öncelikle her şey iyi güzel de biz neyin planını yapıyoruz? Yazı yazacağız işte, direk yazsak olmaz mı? olur, ancak bu sizin kafanızda kurabilme gücüne bağlı bir olaydır. Kendi adıma söylemek gerekirse hiç planlama yapmadan bodoslama bir yazıya giriş yapabilirim ancak en fazla otuz, bilemediniz kırk sayfadan sonra tıkanırım; hikaye bazındaysa üç-beş diyelim. Yani elbette ki bazı kimseler planlama yapmaya ihtiyaç duymayabilir. Ama bence yapalım arkadaşlar. Bakın, Tolkien Amcamız zamanında planlama yapmış, onlarca sayfa yazı dökmüş ki, bugün oğlu kalkıp da o notlarından kitap çıkartabiliyor. 
Tabi biz ardımızdan notlarımızı kitap yapsınlar diye değil, biz kitap yapalım diye planlama yapmalıyız diyorum. 
Kabataslak haliyle izleyeceğimiz temel 9 adet adım bulunmaktadır. Bunlar, aşağıdaki gibidir:
  1. Tema
  2. Olay Örgüsü
  3. Karakter Geliştirme
  4. Diyalog
  5. Zaman Yönetimi
  6. Aşamalar
  7. Romanın Bitirilmesi
  8. Hataları Gözden Geçirme
  9. Tekrar Gözden Geçirmek

Yazımızın Teması

İlk önce vermeniz gereken karar, ne tip bir eser yazacağınız olmalıdır. Bilim-kurgu, fantastik, romantik, polisiye, cinayet, dram, aile… Bunu öğeleri olabildiğince arttırabiliriz. Ardından kendimizin ne tür bir yazar olduğunu bulmamız gerekmektedir; siz ne tür bir yazarsınız? Bu iki belirlenmiş nokta bize bulunduğumuz noktadan hangi yöne doğru hareket etmemiz gerektiğini söyleyecek. Çünkü esasında en önemli nokta budur. Biz kuzeye gitmek isterken, ilk adımı güneye doğru atarsak çok yanlış sularda yüzeriz.
Ne tip bir eser yazacağımıza karar verdikten sonra size şunu söyleyebilirim ki en temelde ikiye ayrılır bunlar;

a) Kurmaca eserler ve
b) Gerçekçi eserler.

Mesela bir aşk hikayesi kaleme almak istiyoruz. Titanik gibi tarihin sayfalarına kazınmış bir dünyada da geçebilir, Avatar gibi yazarın kafasında oluşturduğu bir dünyadaki iki karakter arasında da geçebilir. 
Bu yüzden yazacağımız yazıdaki bu iki farklı noktanın ayrımını iyi yaptıktan sonra ya hayalimizdeki o toprakları kafamızda tasarlamalıyız ya da kullanacağımı mekanların özelliklerini iyice araştırmalıyız. Sonuçta okuyucu yazdığını sokakta oturuyor olabilir ve pekala yok burda öyle bir şey diye bir yorum yapabilir.
Kendimizin ne tür bir yazar olduğunu belirlememiz de bu adımdakilere yardımcı olmanın yanında daha çok olay örgüsüne mi, yoksa karakter oluşturmaya mı ağırlık vermemiz gerektiğini belirler.

Olay Örgüsü

Benim için olay örgüsü en önemlisidir. 
Bunu bu kadar net bir şekilde söyleyebiliyorum ve benim için kısmını da eklediğimi belirtmek istiyorum. Çünkü her yazar farklıdır. Kendimizin nasıl bir yazar olduğuna karar verdiğimizi farz ediyorum. 
Şimdi, olay ağırlıklı yazmayı seven, elinde olmasa da o yönelimde olan arkadaşlarımız için şöyle diyorum ki, oldukça sancılı bir dönem olacak. Çünkü yazdığınız genel geçer bir olay örgüsü sizi tatmin etmeyecek. Size tavsiyem bir defter ya da bir mantar pano alın. (Ben şuan çalıştığım kurgum için bir mukavva aldım. Dört farklı renkte blok not aldım ve bolca raptiye aldım. Aklıma geldikçe olayları yazıyorum. Ardından mukavvada bir zaman çizgisiymiş gibi yerleştiriyorum; yazacağım bölüm sıralamasında.) 



Olayların kurgulanması sırasında karakterler fazla önem taşımıyorsa A kişisi, B kişisi olarak bile bahsedebilirsiniz, önemli değildir. Önemli olan sizin, içinize sinen bir kurgu oluşturmanızdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken hangi zamanı yazdığınızdır. 

  • Yazarın zamanı,
  • Olayın zamanı,
  • Flashback ve
  • Flashforward.
Yazarın zamanı; adından da anlaşılabileceği gibi kitabı yazan ağzın zamanıdır. Bu yazım tarzına göre değişiklik gösterebilir. Örneğin kahraman anlatıcıda yazan bir yazar için yazarın zamanı ana karakterin ‘günümüz’ ibaresidir. Fakat ilahi bakış açısında yazarın zamanı çok farklı olabilir.
Olayın zamanı; ana karakter(ler)in ana olayı yaşadığı, o karakterler ve okuyucu için ‘günümüz’ kavramının olduğu zamandır.
Flashback; çoğumuzun son zamanlarda aşina olduğu üzere, geçmiş zamandır. Olayın anlatıldığı zamandan öncesindeki bir zamanı anlatır. Böylece okuyucuya bugün için, gelecek için olan olayların birer yansımasını gösterirler. Bu da okuyucuyu dinç ve uyanık tutar. Anlatıma bir gizem, heyecan ya da canlılık katabilir. Bu sebepten çokça tercih edilir. (Ben de bolca kullanırım ki, asıl olayı her zaman orada yaşatırım.)
Flashforward; da zamansal olarak -adını bir diziden hatırlayabileceğiniz gibi- geleceğin bir görüsüdür. Bir anda ya da daha çok Amerikan tarzı dediğimiz eserlerde eserin başlangıcında gelecekten bir sahne yer alır. Bu sahnede karakter tehlikede olabilir, eserin ortalarındaysanız, düşman olarak oluşturduğunuz karakterler dost gözükebilir. Yani olayın zamanında oluşan olayların, okuyuca oluşturduğu beklentilerin tam aksine bir yol çizmelisiniz. Çizdiğiniz bu yolu okuyucu tahmin etmeyece çalışacaktır; kesin şöyle olmuştur da dost olmuştur bunlar diye. Ancak sizin yapmanız gereken; bütün tahminleri tahmin edip, hiç birine uymamaktır. 
Tabi ki olay örgüsü anlatıldıkça anlatılabilecek bir olgudur ancak bence şimdilik bu kadar yeterli.



Geri kalan adımları da ilerleyen yazılarımda anlatmaya devam edeceğim. Kaleminiz daim olsun.

9 Aralık 2014 Salı

Hikaye, Roman & Kurgu Oluşturma


                Herkese selamlar. Bir önceki yazının ardından önünde durduğumuz yazarlık basamaklarının birini daha çıktık farz ediyorum. Artık hepimiz hemen hemen ne tür bir yazar olduğumuzu ya da en azından benim daha çok yaptığım gibi ne tür bir yazar olmadığınızı biliyor olmalısınız. Çünkü ben burada ve sonrasında genel bir dille sizlere anlatımda bulunurken siz sahip olduğunuz dile göre kendinize tercüme edeceksiniz.

                Rahatlamak için yazmak, yazmak için rahatlamak yazımda da belirttiğim gibi her insan mutlaka yazar. Ancak bunun türü farklı olabilir. Biz burada kurgu türünde bir yazı yazdığımızı varsayıyoruz. Çünkü deneme yazmak da bir yazı yazmaktır, makale, haber, gezi yazısı… Fakat ele alacağımız nokta hikâye ve roman başta olmak üzere kurgu türü yazılar. Bu noktada yine bir ayrıma geliyoruz. Evet, kurgu yazacağız ancak yazacağımız yazının uzunluğu ne olacak?

Uzunluk Mudur Hikâyeyi Hikâye Yapan?

                Hikâye genel olarak kısıtlı insan, kısıtlı mekân, olay, zaman ve diğer sahip olduğu öğelerden oluşur. Yani yazdığımız yazıda üç insan varsa, bu insanlar beraber tatile giden üç arkadaşlarsa ve yazı bu tatili anlatıyorsa, bir de bu anlatımı üç-beş bin kelimeyle yapıyorsa biz buna hikâye diyebiliriz. Ama lütfen şu noktaya dikkat edelim, üç-beş bin kelimeden çok daha az da olabilir, çok daha fazla da; bu hikâye oluşuna zarar vermez. Ancak bu genel geçer bir sayıdır. Hikâyenin hikâye sınırlarında kalabilmesi için olaylar, zamanlar, insanlar kısıtlı olmalıdır. Ana olayın yanında en fazla bir iki tane yan olay olmalıdır.

                Şayet kendimizi tutamıyor, yazdıkça yazasımız geliyorsa; üç beş insanla yetinemiyor iki taraf kötü taraf beş on insan oluşturuyor, zamanda hareket ediyor, onlarca mekân kullanıp, birden fazla ana olay ve onlarca yan olay kullanıyorsak; romana adım atıyoruzdur.

                Esasında bakıldığında hangisini yazdığımızın pek de bir önemi yok bence. Sonuçta bu bizim yazış tarzımızda bir farklılık oluşturmaz. Belki kurgulama noktasında kafamızın içerisinde farklı noktalar olabilir.

Kurgulama Noktasında Taktikler

            Bu konuya daha sonra ayrıntılı olarak yeniden değineceğim. Ancak yüzeysel olarak bir kurgu nasıl oluşturulur, yaratıcı fikirler nasıl bulunur, beyninizin içinde dönüp dolaşan o heyecan verici ve muhteşem konuyu nasıl yazıya dökersiniz sorularına cevap vermeye çalışacağım.

1.      Öncelikle kesinlikle ve kesinlikle ‘yaratıcılığınızı’ canlı tutmanız gerekmektedir. Çünkü bir yazar olarak düşüncelerde sınır tanımamak sizin en büyük kaynağınız. Kurgu oluşturmaktaki sınırınız hayal gücünüzün ulaştığı yer kadardır.

2.      Bir yazar ya da yazar adayı olarak kesinlikle ve kesinlikle yanınızda –dışarı çıkarken- bir kalem, kağıt, not defteri ya da aklınıza gelen fikri anında kaydedebileceğiniz bir cihaz olmalı. Bu notları daha sonradan bir araya getirmeli ve belirli aralıklarla –iki üç haftada bir gibi- okumalısınız.

3.      Duyu organlarınız sizin en önemli toplayıcılarınız. Gözlem yapmayı bir adet edinmelisiniz. Bakkala ekmek almaya çıkarken bile yoldan geçen arabanın sol yanındaki hafif ezilmesini, köşeyi dönünce karşılaştığınız kızın ya da erkeğin saçının rengini, ayakkabısının modelini fark etmelisiniz. Yani bakmamalısınız, görmelisiniz.

4.      Oyun olarak iki saçma şey arasında bağlantı kurmaya çalışmalısınız. Mesela bir şarj aleti ve su şişesini ele alalım. Kendi kendinize teknoloji ürettiğiniz bir hikayede kullanmak için telefonunuzu şarj ederken bataryadaki ısıyla kış geceleri yatağınızın başucundaki suyu ısıtan bir makine tasarlayabilirsiniz. Bunun gibi aslında saçma gelecek bağlantılar sonunda sizi istediğiniz yeniliğe ulaştırır.

5.      Kesinlikle ve kesinlikle yanlış yazmaktan korkmamalısınız. Oluşturduğunuz kurgu size çok kötü gelebilir, hatta zevk almayabilirsiniz. Ancak kimse –çok nadir istisnaları çıkabilir- bu işin ehli olarak doğmaz. Herkes deneyerek ve öğrenerek gelişir. Yani kötü kurgu yapın, iğrenç olsunlar.

6.      Eski yazdıklarınıza mutlaka dönüp bakın. Oralarda neler yazdığınız, nasıl yazdığınız size gelişiminizi göstereceği gibi farklı bakış açıları getirecektir.

7.      Bir hikaye yazarıysanız iki veya daha fazla hikayeni birleştirmeye çalışın. Konuları da mümkünse birbirinden alakasız olsun.

8.      Var olan eserleri okuyup onların benzerlerini ancak birleşiklerini oluşturun. Mesela kırmızı başlıklı kız ormanda gezerken pinokyoya rastlasın ve beraberce yedi cücelerin evinde birer elma yesinler. Kim ne diyebilir ki?

9.      Son olarak korkmayın. Güzel kurgu –hangi tür olduğunuza göre değişmekle beraber- her şey olabilir.

Bu 9 öneri içerisinden gözlem yapmak kısmını kesinlikle gerçekleştirin arkadaşlar. Çünkü aslında insan sadece ve sadece doğayı taklit ederek gelişti. Hiçbir fikir yoktur ki bir benzeri doğada olmasın. Sonuçta uçmayı kuşlardan öğrendik, bu güne kadar fark edilmemiş onlarca şey olduğunu unutmayın. Hiçbir zaman her şey bulunmuş değildir, hiçbir zaman.

                Umarım yardımcı olabilmişimdir. İlerleyen yazılarımda yaratıcılığı arttırmak ve genel yazma teknikleri üzerine de maddelemeler yapacağım. Sağlıcakla kalın, kaleminiz daim olsun.